yorum etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
yorum etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Perşembe, Temmuz 03, 2008

yeni yaşta kurumsal kutlayışlar

hepsinden önce kitapyurdu vardı. doğumgünüme daha saatler varken attıkları bir maille doğumgünümü kutladıklarını ve bugün yapacağım alışverişlerde kargo ücreti alınmayacağını bildirdiler. o an sarılıp öpmek istedim kendilerini gerçekten. hemen gittim iki kitap aldım. kargo ücreti de vermedim. allah onlardan razı olsun. arkasından bir kaç saat süren bir sessizliğin ardından 12'ye iki dakika kala arkitera kısa ve öz bi mesajla bana iyi seneler diledi.


merhaba avşar diyerek samimi bir hava yakalamışlar. ancak ne bir promosyon, ne bir teklif, ne bir şey. kuru kuru tebrik. tabi ki çöp kutusunu boyladı o posta. son olarak da hsbc'nin pastalı mumlu kurdeleli pek grafik iyi ki doğdunuz maili geldi.



sayınlı kısmı ile tebrik kısmı arasındaki font uyuşmazlığından ve gece 12'yi bilmemkaç geçe gelmesinden de anlaşılabileceği gibi otomotik olarak yollanmış bu e-postadan da hiç hazzetmedim. hatta kendisine arkitera'nınkinin de ötesinde bir nefret duydum. zira arkitera en azından mütavazı ve "ben otomatik bir mesajım, alabildiğine sade, sana gül bahçesi vaad etmiyorum" havasındayken eyçesbiisii'nin maili daha bir iştah kabartıcı daha bir beklenti uyandırıcı. sanki her an "bugün doğumgününüz o yüzden hesabınıza helalinden 20ytl yatırdık." ya da "doğumgününüzde alacağınız ihtiyaç kredisine fazladan 36 taksit daha yapıyoruz var mı ulan?" diyecekmiş gibi bir havası var. ama nerde? sevmiyorum seni hsbc, açıp baksaydın hesap hareketlerime, daha doğrusu hareketsizliklerime, seni ne kadar sevmediğimi anlar ve bunu değiştirmek için bir şeyler yapardın ama artık çok geç. üzgünüm.

son olarak ise zibidik ereyon adlı alışveriş sitesinden bir tebrik mesajı geliyor. bu sanırım şu ana kadarkilerin en kötüsü. hem alışveriş sitesi olmasına rağmen hiç bir hediye, bir 3 alana 5 bedava efendime söyliyeyim, bir 100 liralık alışverişinizde 1 lira bizden jesti yapmıyorlar, hem de ağzı burnu kaymış internet adresinde büyük harf kullandıkları düdük gibi bir e-posta yolluyorlar. zaten hiçbir şey almamıştım buradan, bundan sonra da almam. elveda ereyon.

kurumsal tebrik e-postalarım şimdilik bu kadar. günün ilerleyen saatlerinde umarım daha yaratıcı, daha bol hediyeli jestli mestli bir şeyler gelir.

Cumartesi, Mayıs 03, 2008

herkes bişi yapsa

herkes kendi gözünün önündeki çapakları silse dünya çok net bi yer olur. herkes kendi burnunun önünü karıştırsa dünya nefes alır. herkes kendi ciğerini temizlese dönya efor testinde iyi skor yapar. herkes kendi önündekini yese dünyada bi takım insanlar aç kalır. herkes kendi kapısının önünü süpürse dünya o süpürülen tozlar kimsenin süpürmediği bir yerde birikir, kokar. herkes kendi kendine konuşsa dünya çok gürültülü bir yer olur. herkes kendi pisliğini temizlese dünya tadından yenmez bir yer olur.

Salı, Mart 25, 2008

anahtar kelimeler: rüyada yatağa kaka yapmak

merhabayn sevgili serayseverler,
uzun süren bir sessizlikten sonra, uzun sürecek bir sessizlik öncesin yine sizlerle birlikteyiz.
ağrı dağı'ndan bir okuyucumuz rüyada yatağa kaka yapmak şeklinde bir aramada bulunmuş.

efenim şimdi rüyada yağata kaka yapmak haram mal, hırsızlık, zarar ve ziyana...bi dakka ya. rüyada yatağa kaka yapmak gerçek hayatta da yatağa kaka yaptığınıza delalet eder. çabuk uyanın allah kahretmesin.
sıçtınız.

haftaya aynı güğüm ve aynı ebatlarda buluşmak üzere. hoşçakakanız. ahhayt. öhm, pardon.

Perşembe, Mart 13, 2008

daha güzel bir türkiye için


bugün bir füsun önal'ın bir şevket uğurluer eşliğinde televizyonda boynunda dana madalyon bir kolye ile gözlerini kapaya kapaya, parmağını şıklata şıkla, dünyanın en matah işini yapar gibi kasıla kasıla fever söyleyebildiği bir türkiye'de yaşamak istemiyorum ben.

sen 'aşk çiş gibidir gelince tutamazsın' diye roman yaz sonra git fever söyle. olacak iş mi?

Perşembe, Şubat 14, 2008

aşşşkımaşkkııımmmaşkkkk

bu seneki sevgililer gününe mhp'nin 'vatanını seven herkesin sevgililer günü kutlu olsun' ve istinye park'ın 'sevgilim bir odun' meşazlarının damgasını vurduğunu düşünüyorum.
ilk mesajda bir 'sevmeyen de s.ktirsin gitsin' baştansavmacılığı, ikincisinde de 'ne?! sevgiline hediye almadın mı? harbi odunsun abi' seklinde pompalanan tüketim güdüsü en astiğmat gözlerden bile kaçmıyor sayın seviciler. benim tuzum kuru tabi.

Salı, Kasım 27, 2007

yüksek yüksek tepelere

böyle de yükselen bir burcum varmış. ayağınızı denk alın:

YÜKSELEN BURÇ ASLAN


Ufukta yükselen Aslan burcu, bonkörlük, sıcakkanlılık ve güç gibi özelliklerin kişiliğe ve davranış biçimine hakim olmasına neden olur. Kraliyet burcu olan Aslan, ufuktayken, bireyin davranışlarına asalet ve kontrollü olabilme yeteneği katar. Yükselen burcu Aslan olanlar, her şey yolunda giderken, açık olmayı seven, aktif ve etrafına ışık saçan bir kişilik sergilerler. Dışadönüklük, kendinden emin davranışlar, koruyuculuk, Yükselen Aslan'ın aranılan, sevilen ve saygı duyulan bir insan olmasında rol oynayan en önde gelen özellikleridir.

Güç ve idare etme tutkusu, Yükselen Aslan'ın hiç gerek yokken bile, dominant bir kişilik sergilemesinde etkendir. Kendini aşmak isteği, saygı ve itibar görmek arzusu ve kendi yapabilirliklerinden tekrar tekrar emin olmak tutkusu, bu tür davranışların ortaya çıkmasında önemli bir role sahiptir.

Yükselen Aslan yoğun bir özgüvene sahip olmasına rağmen, kolayca negatif bir ruh hali içine de girebilir. Kendisinin her zaman en iyiye ve güzele layık olduğunu düşünen Yükselen Aslan insanları, umutsuz ve çaresiz kalmaktan nefret ederek, kendi içlerine kapanmayı tercih ederler.

Güneş tarafından yönetilen Yükselen Aslan burcu, etrafındaki insanların hayatına vazgeçilmez bir enerji kaynağı olarak nüfuz etmeyi sever. Ateş elementinden olan Aslan, sıcak ve samimi, sevgiye düşkün bir yapıdadır. Sadakat ve vefa en önemli pozitif özellikleri arasındadır. Zaman zaman abartmaya, aşırı uçlarda dolaşmaya ve blöf de yapmaya eğilimli olması söz konusudur.

Kendisi için yapılan hiç bir şeyi gözardı etmeyen Yükselen Aslan insanı, gururunu korumak adına, zayıflıklarını saklamayı tercih eder. Yapılan iyiliklerin karşılığını fazlasıyla vermeyi, kendisi için temel bir gereksinim olarak kabul eder. Babalık duygusu ile de özdeşleştirilen Aslan burcu, ufukta yükseldiği zaman, yaratıcılık, sanata karşı yetenek gibi çok olumlu özelliklerin de kişilikte görülmesine nedendir. Yükselen Aslan insanları, dikkat çekici şekilde giyinmeyi ve farkedilmeyi isterler.

Pazartesi, Kasım 26, 2007

son model yaşam biçimi

bu 2007 model yaşama biçimi
yaratıcılığımızı çok büyük oranda öldürüyor diye düşünüyorum
bir yandan kendini ifade edebileceğin ortamlar ve bunun için kullanabileceğin gereçler artarken
aslında bunlardan hiçbirini tam anlamıyla kullanamaz hale geliyorsun
haftaiçi çalışma haftasonu gezme odaklı bir döngüde
şanslıysan biraz kendini ifade edebileceğin bir işte çalışıp monotonlukla ruhunu köreltirken
bunun dışında kalan zamanlarda da aşırı içki tüketimi ve üretkenlikten uzak konuşma ve eylemler üzerinden kendini rahatlatıyorsun

bıkbık

bıkmak bıktırıcı
ve oldukça da surat astırıcı birşeydir
bıkbıklamak kelimesi ile aynı köke sahip olup
bıkmış insanların bıkbıkladığı da görülmemiş şey değildir
ama insan yeterince bıkmışsa eğer
o kadar bıkkın ve bitkin olacaktır ki
bıkbıklamak için gerekli potansiyel enerjiyi hissedemeyecektir
işbu insanların
çevresindekilerin bıkbıklarına da son derece kayıtsız kaldıkları sıklıkla rastlanan bir durumdur
ancak bıkkınlık buhranı içerisinde bulunan kişi
isterse bu ruh halini kendi lehine kullanabilir
bıkkınlık hali mutlak bir dip noktasına erişmişse eğer
kişinin bu bıkkınlıktan daha bıkkın bir seviyeye inemeyeceği aşikardır
işbu durumda kişi
bu bıkkınlık seviyesini bir nevi zıplama tahtası olarak kullanarak
kendisine bıkkınlık veren kişi, kurum ve kuruluşları
bir kalemde silip atabilme
üzerine basıp tepinebilme
ve/veya kendilerini kendi bıkbıkları ile başbaşa bırakarak
yeni ve keşfedilmemiş mecralara yelken açabilme gücünü içinde bulabilir
bu yöntemin başka bir faydası ise şu şekilde ifade edilir:
kişinin bu bıkkınlık seviyesine erişmiş olmasının sebebi büyük bir ihtimalle kendisini rahatsız eden -ki bu bıkbıklamak vs. şekillerde tezahür edebilir- kişi kurum ve kuruluşlara uzun süreler boyunca ses çıkarmamış olmasıdır
eğer kişi
az önce bahsettiğimiz gibi bir sıçrama/değişim/içsel enerji patlaması yaşar ise
kendisine bıkkınlık veren bu etkenler de
kişinin bu -tabiri caizse- ööeeeeeeeeehh hareketi karşısında şaşkına dönebilir
ve o kişiyi kaybetmemek uğruna, bıkkınlık verici sözlerini ve davranışlarını değiştirebilir

special thanks to oxymoron

Cuma, Kasım 23, 2007

aynayna

ayna'yı severdim. anadolu rock mı, pop mu, atmosferik y.rak metal mi belli olmayan otistik duruşları, her daim güneş gözlüklü -hapisanede kitap okurken bile- gizemli olmaya çalışan o yapmacık havaları, kendi başına yemek yemeyi başarabilen 6 yaşında bir çocuğun sıradan bir bilgisayarla kotarabileceği ezik altyapıları ve sıradan sözleri -yeniden de sevebiliriz, akdeniz- ile her zaman beni benden alan bir grup olmuştur kendileri. esas hayrete şayan olan ise böyle bir yapı ile nasıl kitleleri peşinden sürükleyebildikleridir. bu insanların kafasındaki nasıl bir switchdir ki böylesine doğuştan off gelmektedir? aklı başında bir insan evladı nasıl hatice'yi, haluk levent'i ne bileyim küçük onur'u beğenebilmektedir? yaşam beğeniyi şekillendirir fikrini de katsam da bu denkleme, bir sonuca ulaşamadım. gurbette yorgun düştüm. hasret tüketti. bittim. ceylan.

Çarşamba, Haziran 20, 2007

anahtar kelimeler: panik bozukluğum var, insanlar bana garip geliyor

-iyi gülmer savıl seğirciler, diğlbiğlgisinin yime yerler de sürümdüğü anaktar kemile ve dimmeler proğramına hoş gel diniz. herzamankigibi buginkü koruğumuz yine yeni yeniden zolkan vızılöz. merhaha sayığn vızılöz.

-iyi günler. mahsuscuktan böyle konuştuğunuzu biliyorum. ağzınızı toplayın ağzınızı kırarım.

-yok yağvv?! öhm. pardon. evet sayın vızılöz. bugün yine aklımızın hafsalamızın almadığı bir anahtar kelimeler silsilesi ile karşı karşıyayız. 'panik bozukluğum var, insanlar bana garip geliyor' aratan burda kime sesleniyor acaba?

-yaradana sesleniyor ve diyor ki allaam benim allaam şaştı. açık alanda kalmış tavşan gibiyim, nereye koşayım ne yapayım bilemiyorum. kahvede çay bardağını ahmet abinin suratına atıp kaçmak istiyorum. köprüde giderken kapıyı açmak istiyorum.

-zor bir durum tabi. peki bu arkadaşımızın bu aratma sonunda karşısına gelen sonuçlara şöyle bir göz atalım mı?

-atalım.

-retorik bir soruydu her halükarda atıcaz zaten.

-seni döveyim mi?

-ehehe. evet bakıyoruz:
Bütün gece içim içimi yedi, ve bugün panik içerisinde tekrar müzeye gittim. .... *worms diye bir yer var Almanya'da, acaba sürekli worms oynayan insanlar mı ... (hafıza kaybı)

12 yaşındayken de fobilerim ve bazı zamanlar anksiyete bozukluğum vardı. ... iyileşmemin son adımının yardım ettiğim insanların bana teşekkürleriyle oluşan ... (linden metodu)

hee demek benimde bir hastalığım var deli değilim kaygı bozukluğum var herkes bana vallla sen delisin diyoda ondan. (ailem.org: panik atak)

Gerçekten mutlu oldum böyle bir site görmekten,insanların gülen gözleri sevindirdi beni ben 89 doğumluyum ddy'm var kendim gibilerini görmek bana ayrı bir ... (tavsandudak.com: damak dudak yarığı)

Ve bu tuzağı bana kuran herkimse benim toprak altında olmamı ...... Beni bekleyenler insanlar var.Biraz cesaretli olup harekete geçmezsen onları ... (dizi replikleri / prison break)

Bana verebileceğiniz ilaç var mı? 21 yaşındayım ve sakalım yok bu ...... paylaşmak istedim insan uzun süre koştuğunda kulağı kapanıyor ve sesleri garip bir ... (tübitak/ bilim ve teknik)

Evet bu sonuçlara baktığımızda çok da verimli bir arama olmadığını görüyoruz sayın zolkan. aratıcımız burada nerede hata yapmış acaba?

-arama fazla spesifik ve kişisel olmuş diye düşünüyorum. şair burda google'ı bir nevi rahatlama motoru, bir gülşen abla dert köşesi gibi kullanmış.

-peki bunun yerine ne yapması gerekirdi?

-doktora gitsin.

Salı, Mart 20, 2007

sapıtık blog

son üç gündür blog'a bir haller oldu. günde nşa 30-40 kişinin girdiği bloga cumartesi günü 94 kişi birden girdi. oh ne güzel dedim ama fazla üzerinde durmadım. buna bana mısın demeyen ziyaretçiler sayılarını 124'e çıkararak pazar günüsü tracking tarihinin en yüksek rakamına ulaştırdılar blogu. vay beee dedim bu sefer fekat hemen bir gün sonra ne göreyim, sen bir günlük rekoru bir daha kır, 133 ziyaretçi bu sefer. herhalde internetin ayarları bozuldu ya da evlerde televizyonlar telefonlar çalışmıyor da insanlar internete giriyorlar diye düşündüm. kolay kolay da geçemem bu rakamı diye düşünürken ben az önce itibariyle bugün de 133 kişinin tıkladığını gördüm en sevdiğim bloguma, ve daha günün bitmesine bir saat var, yani bir kişi daha bile girse arka arkaya üçüncü günlük hit rekoru olacak. blog sahibi olmam yanında istatistik manyağı olmam açısından da enteresan bir gelişme. tabi bu arada geçen hafta haftalık ziyaretçi rekoru da -660 kişi- kırıldı, aylık rekor ise hala 1791 ziyaretçiyle geçtiğimiz aralık ayına ait. bakalım neler olacak?

günaydın five senses

gün geçmiyor ki gazetelerde five senses ile ilgili bir haber çıkmasın. Bu benim takip edebildiğim üçüncü haber şu ana kadar. iki tane de maison francaise -bunun yazılışını öğreneceğim bir gün- bir de natura diye bir dergide çıkmıştı. Sabah'ın Günaydın eki baskıdan taze çıkmış yeni fotoğraflarımızı ve açıklama metinlerimizi kullanaraktan bir haber yapmış. sağolsunlar.

Lowline
Avşar Gürpınar'ın 'Lowline' adlı tasarımının Türkçe adı 'çömelmelik'... -evet-
Tasarım, yere yakın bir oturma birimi olarak tanımlanıyor. -çok düşündük nasıl tanımlasak nasıl tanımlasak, ahmet dedi böyle tanımlayalım, iyi dedim-
Esnafın dükkan önüne attığı ya da sokaktaki kahvehanelerde kullanılan alçak taburelerden ve Türkler'e özgü çömelme hareketinden yola çıkan Gürpınar -estağfurullah, avşar diyebilirsiniz-, eski ve unutulmaya yüz tutmuş alışkanlıkları yeniden, farklı bir biçimle yorumlamış -vay beee- .

Cuma, Mart 02, 2007

enerji tasarrufu

Bugün NTV'deki Biri Bana Anlatsın programında küresel iklim değişikliği ve enerji konusu işleniyordu. Gerçekten çok iyi bir konuk seçimi yapılmıştı. Tekrarını falan yakalarsanız mutlaka izleyin derim.

Programda söylenen bir söz çok hoşuma gitti:
En temiz enerji kullanılmayan yani tasarruf edilen enerjidir.

Programın sonunda da konuklara nasıl enerji tasarrufu yapılabileceği soruldu. Her konuk başka noktalara değindi. Miktat Kadıoğlu'nun önerdiği pratik yöntemler gerçekten hoştu:

1. 3km. nin altındaki mesafeler yürüme mesafesidir. Bu mesafeleri araba ile gitmeyin.

2. Alışverişinizi evinize yakın yerlerden yapın. -buna ek: alışverişi tok karnına yapın-

3. Mümkün olduğunca evinizde yemek yiyin.

4. Yerli malı kullanın -yurt dışından gelenlerin ulaştırılmasında harcanan enerji bakımından.

5. Her konuda mümkün olduğunca az tüketim yapmaya çalışın.

6. Elektrikli aletleri düğmelerinden kapatın.

7. Şarj aletlerini fişte bırakmayın.

bunlar hatırlayabildiklerim

3,4,5 ve -kısmen- 2 yi yaparak kapitalizm'in köküne de kibrit suyu sıkabilirsiniz.

bir iki tane de ben ekleyeyim:

8. sifonların içine, içi dolu 1,5lt. lik pet şişeler koyun.

9. elinizi yıkarken kapatıp açabileceğiniz bataryalar alın, elinizi yıkarken, traş olurken, dişinizi fırçalarken mümkün olduğunca suyu kapalı tutun.

10. banyo yapmak yerine duş almaya çalışın. duş alırken su soğuksa, sıcak suyu açmak yerine soğuk suyu kısın.

11. evinizde tavana gömülü spotlar yerine sarkıt armatürler kullanın.

12. eviniz soğuk olduğunda önce üzerinize birşeyler giyin. kalorifer açıkken sıcakladığınızda camı açmak yerine kaloriferi kısın. kaloriferlerin önünü masa sandalye vs. gibi eşyalarla kapatmayın. aynı şekilde yazın da sıcakladığınızda klimayı açmadan önce üzerinize daha ince birşeyler giymeyi deneyin.

13. çılgınca elektrik harcayan ısıtıcı aletleri kullanmaktan kaçının. örneğin su ısıtıcısında sadece kullanacağınız kadar su kaynatın. Tencerede su kaynatırken, yemek pişirirken kapağını mümkün mertebe kapalı/ yarı kapalı tutun.

14. okulunuzdaki, işyerinizdeki arkadaşlarınızla arabanızı paylaşın.

15. elektrikli/ elektronik eşyalar, kıyafet, mobilya gibi tüketim ürünlerini mümkün olduğunca ikinci el almaya çalışın.

Çok da zahmetli olmayan bu yöntemleri uyguladığınızda ay sonunda ne kadar paranızın arttığına siz de şaşıracak, bir yandan da dünya için güzel birşeyler yapmış olacaksınız.

Salı, Şubat 27, 2007

umre yapmayan kalmasın!

yurtdışı gezilerine temsilci seçmenin zorluklarını hepimiz biliyoruz, öyle değil mi? hepimiz hayatımızın bir döneminde genel başkanlık ya da başbakanlık yaptık muhakkak.
benel gaşkan/ başkakan olmanın en güzel yanlarından biri de diplomatik görüşme, ikili antlaşma, ticari ilişkilerin güzelleştirilmesi kisvesi altında adını bile duymadığımız ülkelere gitmek, hiç görmediğimiz şehirleri görmektir.

Ama tek başına da gidilmez bu şehirlere, insanın canı sıkılır, hem devlet o kadar para ayırmıştır, uçak vermiştir, boşa gitmesindir bu imkanlar. Bu sebeple parti başkanları -bunların görevi yanlış anlaşılmıştır, bir parti başkanını birincil görevi güzel partiler organize etmek insanları bir araya getirmektir-, başkakanlar yanlarına muhabbeti hoş, eğlenceli parti üyeleri seçerler. Eskiden daha kolay olan bu seçim işlemi villetmekili sayısının 540 gibi fantastik bir rakama çıkarılması ile zor bir hale gelmiştir. Hele bir de tek başınıza iktidarda iseniz, hangi bir villetmekilinizi seçeceğinizi şaşırırsınız. İşte böyle şaşkınlar için alternatif yöntemler öne sürmek boynumun borcudur. Akademik tanınma açısından bu yöntemin adına 'kaleye mum dikme' metodu adı veriyorum:

Yurtdışı gezilerine -adı gezi bir kere-, gidecek kişilerin yapılacak ziyaretlerin içeriği ile bir ilgisi olması gerekmediğini hepimiz zaten biliyoruz. Villetmekili olmak ve gidilecek ülkenin adını telaffuz edebilmek o geziye katılabilmek için yeter ve geçer koşullardır. Ve fakat bu iki koşulu sağlayan birden fazla kişi olabilir. Bu durumda yapılması gereken parti villetmekillerinin çıkarlarını ve ortalama refah ve kültür seviyelerini gözetmektir. Bir örnekle açıklayalım:

Ahmet bir partinin genel başkanı ve aynı zamanda başkakandır. hemen yarın 5. hep beraber hurma yiyelim zirvesi için cidde'ye gidecektir. Ancak hem yalnız başına gitmek istememekte, hem de suudi arabistan gibi çok sevilen, çok güzel otelleri olan bir ülkeye gitmeyi herkes istediğinden bir seçim sorunu yaşamaktadır. Olası bir çözüm adaylarla bir mülakat yapmaktır ancak bu çok zaman alacaktır ve Ahmet'in o kadar zamanı yoktur. İşte bu noktada Ahmet'in yapması gereken, o ülkeyi görmemiş, onun nimetlerinden faydalanmamış kişileri seçerek partisinin ortalama kültür ve deneyim düzeyini yükseltmektir.
Bunun için Ahmet seslice bağırır:

-Aranızda hurma yemeyen var mı?

Kırk elli beş kişi parmak kaldırır. Arada hurma yemiş olmasına rağmen parmak kaldıran Mehmet ve İzzet'i elemesine rağmen geride hala kırk elli üç aday vardır. Bunun üzerine şöyle der:

-Hurma yeeemek isteeeyen kaleeye mum diksiiiin!

Yerlerinden 123 flash gordon hızında fırlayan villetmekilleri Ahmet'in avuciçine -bu kale oluyor- parmak saplamak -mum dikmek- üzere plonjon yaparlar. Bu sayının fazla olması durumunda ilk mum diken otuz elli kişi arasında yapılacak çekiliş sonucu yirmi üç dört kişi Ahmet'le rüya gibi bir Cidde tatili kazanırlar.

Avuçiçini parmaklatmaktan hoşlanmayan genel şaşkınlar ve başkakanlar, bu yöntemi 'eliminatif anket metodu' ile değiştirebilirler. örneğin:

-daha önce hurma yememiş olan parmak kaldırsınn!

(56 kişi)

-hem hurma yememiş hem umre yapmamış olanlar?

(54 kişi)

-hurma yememiş, umre yapmamış, karısının başı örtülü olanlar?

(53 kişi)

-hurma yememiş, umre yapmamış, karısının başı örtülü, kendisi bıyıklı olanlar?

(52 kişi)

(Bu noktada ahmet bu işin bu şekilde sonsuza dek süreceğini farkeder, ve öss'de asıl farkı belirleyen o alengirli sorular gibi bir şart ekler)

-hurma yememiş, umre yapmamış, karısının başı örtülü, kendisi bıyıklı olup da amcaoğlunun üzerine yapılmış şirketi olmayanlar?

(5 kişi)

-gelin lan benle!

Salı, Ocak 23, 2007

elementarteilchen



agnes ve biraderleri adlı yanılmıyorsam geçen seneki istanbul film festivali'nde oynamış bir film vardı. işte o filmin yönetmeniyle aynı adı taşıyan yönetmenden -oscar röhler- agnes ile aynı konsepti taşıyan bir film daha elementarteilchen -yani bir elementary particles, bir temel taşlar bir mihenk-. ve fakat, nerede o agnes'deki sürükleyicilik nerede o derinlik. tamam dünyanın en güzel filmi değildi ama kendini daha başarısız bir şekilde tekrarlamaktan daha kötü bir şey yok herhalde.

ana karakterlerin hikayeleri çok ayrı gelişiyor bu filmde ve doğru dürüst de birleşmiyor. moritz'e çok odaklanılmış, kendisini diğer filmin neredeyse tıpkısının aynısı bir rolde görüyoruz. hikaye fazla narrative -ne diyem anlatılmış mı diyem- ve tahmin edilebilir değil ama nasıl diyeyim, beklenmedik değil. agnes gibi yükselerek bir tepe noktasına erişmek yerine hemen hemen aynı çizgi üzerinde ilerliyor, hikayenin kitlendiği bir nokta yok. moritz'le kardeşinin bağı, kardeşinin kızla yaşadıkları vs. hepsi çok havada kalıyor. Tempoda dengesizlikler var, bazen çok hızlı herşey, bazen çok yavaş. olmamış diyor ve on üzerinden 3 veriyorum.

Pazar, Haziran 11, 2006

hep aynı şeyden bahsetmek

insanların ilgisini belli bir konuya çekmek için arada başka şeylerden de bahsetmeniz gerekir diye düşünüyorum. mesela bir belgesel kanalını kim izler? halihazırda belgesel izlemeyi seven ve buna ilgi duyan insanlar. zaten belgesel sevmeyen veya bu konuda önyargılı olan kişiler ise ööeeh diye başka bir kanala (mesela 77) geçecektir. bu yüzden aralara yedirmek tabir ettiğimiz teknik burada önemli. tv'de benim gördüğüm bunu en iyi yapan kanallardan biri ntv. konu ne olursa olsun onun ilgi çekici yanlarını ortaya koymaya çalışıyorlar, sonuçta hem futbol programı hem belgesel hem ekonomi programı izliyor insanlar, hiç bir ilgileri olmamasına rağmen.
aynı şeyin başka birçok alanda da geçerli olduğunu düşünüyorum.

english sum: i think you have got to talk about different subjects from time to time, to draw people's attention. for example who watches a documentary channel? only people, who are already interested in it. there is a term called "aralara yedirmek" (roughly trans. as feeding in between), which is, i think, very important. the turkish broadcaster ntv has the standart programs like news etc. bu inbetween they show documentaries or economy programs and stuff, so people slowly start to watch them and get interested in it.
this technique can be used in many other ways.