Cumartesi, Mayıs 03, 2008

herkes bişi yapsa

herkes kendi gözünün önündeki çapakları silse dünya çok net bi yer olur. herkes kendi burnunun önünü karıştırsa dünya nefes alır. herkes kendi ciğerini temizlese dönya efor testinde iyi skor yapar. herkes kendi önündekini yese dünyada bi takım insanlar aç kalır. herkes kendi kapısının önünü süpürse dünya o süpürülen tozlar kimsenin süpürmediği bir yerde birikir, kokar. herkes kendi kendine konuşsa dünya çok gürültülü bir yer olur. herkes kendi pisliğini temizlese dünya tadından yenmez bir yer olur.

Cuma, Nisan 18, 2008

yokluğunda eti cin yedim

tost. karabiber öğüt üzerine. geçende hatırlayamamıştım. çirkin yeşil zeytin. tek başına kahvaltı etmekten nefret ediyorum. aptal televizyon. çıplak çocuk. tam da sabah kahvaltısı. buralar bana göre değil. nereler sana göre? kahve. güzelinden mi olsun? evet, bir güzellik yapayım kendime. yine oturdun. yine düşünceler. ne hissediyorsun? bilmem. mutsuz? değil. mutlu? değil. sevinçli? değil. üzgün? değil. ne o zaman? bilmiyorum, hissiz. bitirsene şunu. umrumda değil. umrumda aslında. bi sıksan dişini. yok bende diş sıkma geni. gelişmemiş, öyle. düşünce geni var, düşünce, hayal, kuruntu, kaygı, alternatif gelecekler ve diyaloglar. bir rahat bıraksan. düşünceleri, insanları, hayalleri, geçmişi. ah, ne harika olurum işte o zaman. şampiyon bile olurum. kahve yapalım mı? yok, acıktım ben. her acıkma bir kaçış, her tokluk bir uyku. tek başına öğlen yemeği. düşünceler kafamda güzel. anlatır anlatmaz, yazar yazmaz, eyleme geçirmeye teşebbüs eder etmez, yamrı yumru, anlamsız, biçimsiz, kopuk, mantıksız, boş. az önce bunu düşünen ben miydim? mümkün değil. depresif misin? öf, hayır. mutlu musun? bilmiyorum işte. ya geçmişle, ya gelecekle belki. arada eksik bir zaman var. şimdiye ve kendine gelme zamanı. yine gece olmuş. yarın gelirim artık. tek başına uyumak.

Cuma, Nisan 11, 2008

fırodyen bebeler, hegelyan sübyanlar

yarın öbürgün doğacak çocuğunuza isimler:
kız olursa id erkek olursa ego, bi erkek daa olursa süperego
kız olursa tez erkek olursa antitez, bi kız daa olursa sentez.

daha dengeli, daha refah dolu bir toplum için 3 çocuk şart. evet.


4 olursa hatice.

Salı, Nisan 01, 2008

git mekal

saat 3'de yatmışım. 1030'a kadar uyyyycam. bir takım dütdütler ve bipbiplerle 2-3 kere uyandırılmışım zaten. yine de yeniden uyumayı başarmışım. 1030'a kadar kimse tutamaz artık beni. derken telefon. acı acı çalmakta. kesin annem, açmadan da kapatmaz şimdi. saat kaç acaba? 10. üff. neyse açayım bari (beyin çalışma endeksi %2)

-alo
-gitmiyo musun?

gitmek derken? arayan bir kadın. annem değil. suratına kapa? (beyin çalışma endeksi %4) ilginç bir giriş yaptı, devam etmek isterim. belki sesini falan tanımamışımdır.

-nereye?
-okula
-...

öeeh. okula gittiğimi biliyor. ama annem değil. suratına kapa? (beyin çalışma endeksi %5) ama bi dakka ya ne okulu ne oluyor?

-gitmiyo musun? *daha bir sertçe*
-...

kimsin ya sen? annem değilsin. suratına kapardım ama annesel bağırma genleri işlemiş bünyeye bir kere. kapatamam istesem de. (beyin çalışma endeksi %6) bilgisayarın gününe bakıyorum yine de. ne olur ne olmaz.

-salı bugün.
-olsun.
-salıları gitmiyorum.
-geçende de gitmedin.

ne zaman gitmedim ya? yok öyle bişey (annen değil abi kapatsana!). ya bi saniye ne zaman gitmedim? üff. düşünemiyorum ki de (beyin çalışma endeksi %7). kimsin diye sorsam? ama yok, okul diyor, git diyor, gitmedin diyor. düşün düşün (beyin çalışma endeksi %5).

-evet.
-hadi git.

ısrarcı bir de. hakkaten gitsem mi ya? oda telefonundan arıyor bir de. bişey mi vardı bugün acaba? yok yok kararlı ol, ezdirme kendini.

-gitmiycem.
-...
-...

yaa bak gördün mü, nasıl hemen geri adım attı. şu an annen olmayan bir kadınla zaten gitmeyecek olduğun bir okula gidip gitmeme tartışması yaptığının farkında mısın?

-oğlum!

anne? (beyin çalışma endeksi %2). kendine gel yahu. ama oğlum dedi? dünyadaki tek oğul sen misin gerizekalı? uf, ne yapıcam şimdi? suratına kapat!!! yok ya, yazık kadına. böyle daha mı iyi oluyor? ama...

-hı.
-bi gülüver bakayım.
-ıııı (error. error ki ne error. ağlıycam şimdi.)

*çat* -reva mı bu senin yaptığın? kalpsiz herif!-

daha afyonum patlamadan bunlar çok yanlış şeyler.

Pazartesi, Mart 31, 2008

evli evine

şimdi günümüzün faydacı, anaparacı, sömürücü iş sisteminde eve iş getirmekte hiçbir beis görülmüyor değil mi canıtın? evet abi. kime sorsam ya elin mahkum, evde de çalışıcan biraz, bazen. hatta tatil günlerinde bile çalışmaya kimse pek o kadar çılgınca itiraz eder görünmüyor. iş bulmak zor, para kazanmak zahmetli. işçi de işveren de farkında ki herhalde bunun kimse gıkını çıkarmıyor, çıkaramıyor.

peki madem öyle, madem eve iş getirmek engellenemez bir olgu, o zaman neden eve iş götürmüyoruz? mesela ben geçen hafta bir yığın sınav kağıdı okumak zorunda kaldığım için tırnaklarımı kesemedim, çıkarıyorum dersin ortasında tırnak makasını ve tırnaklarımı kesmeye başlıyorum. ne yapayım? ya da eve iş götürdüğü için uyuyamayan çağatay, öğlen 11 gibi pijamalarını çıkartıp bir koltukta 1 saat kadar kestiriyor. diğer tarafta ipek cumartesi çalışmak zorunda kaldığı için bitiremediği ütüleri işe getirmiş kocasının beyaz donlarını ütülüyor.

her ayın 2. pazartesisi kutlanan işe eve getirme gününde işyerlerinde domestik, bayramvari ve müşkülpesent bir hava esiyor.

Salı, Mart 25, 2008

anahtar kelimeler: rüyada yatağa kaka yapmak

merhabayn sevgili serayseverler,
uzun süren bir sessizlikten sonra, uzun sürecek bir sessizlik öncesin yine sizlerle birlikteyiz.
ağrı dağı'ndan bir okuyucumuz rüyada yatağa kaka yapmak şeklinde bir aramada bulunmuş.

efenim şimdi rüyada yağata kaka yapmak haram mal, hırsızlık, zarar ve ziyana...bi dakka ya. rüyada yatağa kaka yapmak gerçek hayatta da yatağa kaka yaptığınıza delalet eder. çabuk uyanın allah kahretmesin.
sıçtınız.

haftaya aynı güğüm ve aynı ebatlarda buluşmak üzere. hoşçakakanız. ahhayt. öhm, pardon.

duş beni tütmeden ya da ev yapımı kısır döngü

geçende arkadaşlarla içiyoruz. hep bu kısmı var nedense. geçende arkadaşlarla s.çıyoruz da görmedim bi gün.

neyse.

geçende arkadaşlarla evde uyanıyoruz. akşamdan kalma değiliz ama bir zor geliyor yine de uyanmak. kalkıyoruz duş alıyoruz arkadaşlarla. kahvaltı ediyoruz, geliyoruz bi kahve koyuyoruz oturuyoruz masaya. oydu buydu derken bi bakıyoruz öğlen olmuş. öğleni ediyoruz arkadaşlarla. dönüp bakıyoruz ne yaptık diye. fıs. neyse diyoruz daha günün geri kalan 12 saati var en azından diyoruz. günün en güzel saatleri bunlar diyoruz. sonra. öyle oluyor böyle oluyor, bi bakıyoruz yine, saat 3. yuh. ne zaman oldu 3 saat. zaman su gibi akıp gitmiş. bakıyoruz arkadaşlarla birbirimize. geçende arkadaşlarla biribirimize bakıyoruz. bi tanesi ben acıktım, diğeri benim çişim geldi, bir üçüncüsü ise izzet altınmeşe diyor. çiş yapıp yemek yemeye iniyoruz. üçüncü odada radyo tatlıses dinliyor.

yemek faslı nedense uzun sürüyor. bir de rehavet çöküyor geçende arkadaşlarla üzerimize. uyuyoruz 1-2 saat. e akşamüzeri oluyor haliyle. hadi arkadaşlar diyorum. hadi ya. azcık silkinin. acıkanın canı kahve istiyor. çişi gelenin yine çişi gelmiş. izzet altınmeşe dinleyen rıza silahlıpoda sayıklıyor. kahve koyup oturuyoruz yine masaya. öğlenden öğleden sonraya kadarki rutin tekrarlanıyor. geçende yine çok tembeliz arkadaşlarla. bi çiş bi yemek bi belkıs akkale. bu şekilde geçirilebilecek saatlerin haddi hesabı yok.

gece oluyor, hava kararıyor. kendimizi kandırıyoruz geçende arkadaşlarla. nachtaktiv sanıyoruz kendimizi, hemstır gibiyiz. saatlerce çiğnenen etli yaprak dolması kıvamına gelmiş bir ders çalışma çabasından başka birşey kalmıyor geriye. acıkana azcık peynir ekmek verip, çişi gelenin çişini yapıp dişini fırçalayıp, ömer danış diye hönkürenle beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar söyleyip yattuyuyoruz.

geçende arkadaşlarla yine kısır dönüyoruz.

Pazartesi, Mart 17, 2008

pes

pes konusunda başarısızlık olarak bile nitelemekte zorlandığım bir başarısızlık abidesiyim. sorun pas yapamamak değil, kanatları kullanamamak, orta çekememek falan da değil. çok daha temel başka bir problem var -gerzek olabilirim?-. olmuyor da olmuyor. suudi arabistan'ı bile hafife alamıyorum. oynamayı oynayabilmeyi çok istiyorum ama nafile. o yüzden burnout'ı daha çok seviyorum. rampaların hastasıyım, truck takedown ustasıyım. zolkan'ın da hastasıyım ayrıca.


video

vay be.

Perşembe, Mart 13, 2008

daha güzel bir türkiye için


bugün bir füsun önal'ın bir şevket uğurluer eşliğinde televizyonda boynunda dana madalyon bir kolye ile gözlerini kapaya kapaya, parmağını şıklata şıkla, dünyanın en matah işini yapar gibi kasıla kasıla fever söyleyebildiği bir türkiye'de yaşamak istemiyorum ben.

sen 'aşk çiş gibidir gelince tutamazsın' diye roman yaz sonra git fever söyle. olacak iş mi?

Çarşamba, Mart 12, 2008

beck's ile yapabileceğiniz 103 şey

#42


video

Perşembe, Şubat 14, 2008

aşşşkımaşkkııımmmaşkkkk

bu seneki sevgililer gününe mhp'nin 'vatanını seven herkesin sevgililer günü kutlu olsun' ve istinye park'ın 'sevgilim bir odun' meşazlarının damgasını vurduğunu düşünüyorum.
ilk mesajda bir 'sevmeyen de s.ktirsin gitsin' baştansavmacılığı, ikincisinde de 'ne?! sevgiline hediye almadın mı? harbi odunsun abi' seklinde pompalanan tüketim güdüsü en astiğmat gözlerden bile kaçmıyor sayın seviciler. benim tuzum kuru tabi.

greet the sacred cow

pek hoş bir primus şarkısı. bas kısımları hemen her şarkılarında olduğu gibi takdire şayan.

içinde ezan olan şarkılar familyasının ezanı başa koyanlar türünün ezana hiç dokunmayanlar cinsinden bir şarkı aynı zamanda.

şarkının başında adamın teki -rehber sanırsam- biraz bozuk bir ingilizceyle birşeyler anlatırken ezan okunmaya başlanır. araya çocuğun teki girer. ve olaylar gelişir. hem adamın ingilizcesinden hem de ezanın makamından bu kaydın türkiye'de yapılmadığını düşünüyorum*.

rehber: now is the .... time. approach and i will show you something.
müezzin: alllaaaahüeekkbeeaa...
rehber: this...was a medras*, which like the ...., like a college. it was created....at 16. century. and now restoring time (?), because during that...
ordan geçen bir çocuk*: salamayküm
rehber: war, battles...
çocuk: salamalaküm
rehber: ok, ok
çocuk: salamalaküm
rehber*: valakümeselem
çocuk*: salamalaküm
rehber: he is a real religious..ıhıh...little kid.

ya biraz dans çalsana

ya kırk yılda bir dj'lik yaptığım gecenin reklamını yapayım dedim, o da yalan oldu. başka biri çalıyomuş efenim, napalım kısmet başka sefere. 

bu cumartesi 89. geleneksel replikas peyote konserleri gecesinde 6. -falan- nisbeten geleneksel itunes operatörlüğü kutlamaları kapsamında orta katta kapıdan girip barı geçince hemen sağda olacağım. beklerim

Cuma, Şubat 08, 2008

eski postlar

eski postları karıştırırken bir baktım ki büsürü azıcık yazılıp öylecene bırakılmış post var. hemen bir iki tanesini bitirip pabliş ettim. tabi öyle olunca yazıldıkları zamana gittiler ama aslında şurada (anahtar kelimeler) ve şuradalar (aman havuza düşmesin).

Çarşamba, Şubat 06, 2008

gomez

gomez sen ne güzel, ne underrated bi grubumuzsun yahu. senin kadar iyi olup da az bilinenini tanımıyorum vallahi. tanınıyosun yani tabi yine ama aslında hakettiğinden az bence.


Pinstripe Clad Gomez - Photo: Kevin Westenberg

senin kadar kimse huzur vermiyor bana gomez. sabah kalkıp bok gibi hissederken tek şarkıyla ruhuma enerji pompalamıyor. samimisin bi kere, sonra ne zaman neşeli ne zaman üzgün olunacağını biliyorsun. vokallerin değişiyor arada, şaşırtıyorsun, umut dolusun. bi de albüm kapakların çok güzel. belli ki duyarlısın, sempatiksin. vidyolarını izliyorum bakıyorum böyle kendi halinde söylüyorsun, yolda görsem çevirsem konuşsam 'aa naber abi diyeceksin'. tek eksiğin belki bazen böyle süper bi akor bi ritim bi güzellik buluyorsun, başlıyorsun şarkıya, böyle bir allak bullak ediyorsun ama sonra tempo bi düşüyo, akor bi standartlaşıyo, ritm bi sıkıcılaşıyo, yine kötü değil ama sanki harcanmış gibi oluyo. neyse ama olsun. seni seven böyle sevsin. gitme hep yanımda kal, beni kollarına al. aylavyu gomez.

mektubuma son verirken en sevdiğim şarkılarını sıralamayı bir borç bilir, bütün grup üyelerinin gözlerinden öperim:
albüm: abandoned shopping trolley hotline
şarkılar: shitbag 9, hit on the head, 78 stone shuffle, shitbag, high on liquid skin, rosemary, getting better

albüm: bring it on
şarkılar: make no sound, 78 stone wobble, love is better than a warm trombone, bubble gum years

albüm: how we operate
şarkılar: see the world, how we operate, tear your love apart

albüm: in our gun
şarkılar: shot shot, in our gun, even song, miles end

albüm: liquid skin
şarkılar: bring it on, blue moon rising, las vegas dealer

albüm: machismo
şarkılar: machismo, do's and don'ts, waster

albüm: out west: live at the fillmore
şarkılar: get miles, get myself arrested

albüm: split the difference
şarkılar: where ya going?, do one, these 3 sins, we don't know where we're going, chicken out

Salı, Ocak 29, 2008

voooooooooooooooolt

lost'un dördüncü sezonu başlasın diye artık duvarlara tırmandığımız şu günlerde bitmek tükenmek bilmeyen michael nefretimin birçok kişi tarafından paylaşıldığını fark ettim. daha ilk sezondan bari walt walt diye bağıra bağıra ruhumuzu sömürmüş, sümsüklükte beceriksizlikle ve bencillikte sınır tanımayan, beni sokak ortasında ses tellerimi yıprata yıprata waaaalt diye bağırmaya iten bu gereksiz karakter sözlükte direk micheal dawson (harrold perrineau) başlığı altında türk izleyicilerin canından bezmiş yorumları ile işlenmiş.



bunun ötesinde bu nefret daha evrensel boyutlara ulaşmış olacak ki şöyle bir site açılmış kendisi ile alakalı. sesi açmayı unutmayın. bir de her bölüm kaç kere walt dediğini saymışlar:

Waaalt Count:
(updating, be patient)
S1E01 - 2 Waaalts
S1E02 - 2 Waaalts
S1E09 - 1 Waaalt (debatable)
S1E14 - 16 Waaalts!
S1E23 - 1 Waaalt!
S1E25 - 7 Waaalts!
S2E02 - 21 discernable Waaalts! (plus one in the prologue)
S2E05 - 5 Waaalts

görüldüğü gibi sadece iki bölümde toplam 26 kere walt demeyi başarmış kendisi. (spoiler: neyse defolup gitti de kurtulduk, bi daha da dönmeyecekmiş belki diye dedikodular var.)

son olarak sizleri youtube yöresinden güzel bir maykıl kurgusu ise başbaşa bırakıyorum. bizden uzak allaha yakın olsun diyorum.

gıcık oluyorum: gökantoka

bi kere gıcık oluyorum: blogspot. abi neden yazı karakterini değiştiremiyorum da böyle dana gibi harflerle yazmak zorunda kalıyorum. blogspot buna bişeyler yapması lazım. bak şurda senelerdir yüzyüze bakıyoruz.


neyse -aa düzeldi bu arada- ikincil olarak sizlere bugün gökhantoka isimli şahsiyetten bahsediyorum ki kendisinden zerre kadar hazzetmem. neyse efenim bi gün böyle internetin yumuşak sayfalarında dolaşırken bu densizin bir sayfasına denk geldim, film seyretme fabrikası deyyu. bizim izleyemediğimiz filmleri bizim için izleyip özetini çıkararak, dosta arkadaşa rezil olmamızı engelliyor kendileri. düpedüz terbiyesizlik. ayda yılda bir yazsa da arada bakmakta fayda var. zaten ilk kez okuyacaksanız baya bir malzeme bulacaksınız.

ardından sayfanın orasına burasına bakarken sağ üst köşede bir gökhan toka -cibilliyetsiz- ibaresi göreceksiniz. ona tıkladığınız vakit önünüzde saatler sürecek gülme krizlerinin ilk malzemeleri serilmiş olacak. haaa, diyceksiniz ki neden ordan tıklayarak gidiyoruz, direk gokhantoka.com yazsak olmaz mı? olur o da. -olmuyodu önceden şimdi baktım oluyo, dengesiz işte-

bizzat tanımıyorum kendisini -işim de olmaz, denyo- ama yazdıklarını severek takip ediyorum, size de burdan tavsiye ediyorum kendisini de daha fazla yazması için tahrik ediyorum. yaz ulan.
allah onu bildiği gibi yapsın. buyrun burdan yakın:

gıcık oluyorum: pikaçu


pikaçu demek benim nezdimde adam kayırmacılık, torpil demek..

bu şerefsizin akranları olan baltazarlar, şarmanderler, bulbasorlar efendi efendi toplarının içinde sıralarını beklerken bu baldırıçıplak pikaçu ortalıkta babam sağolsun formatında cirit atmaktadır.

kardeşim! sen de herkes gibi otursana, sıranı beklesene topunun içinde.. ama bu kahpe düzen, bu sinsi torpilcilik, bu rüşvetçilik şu sözlerle kazınmıştır artık dimağlara: "seni seçtim pikaçu". adem evladı seçmiş bi kere, sarı kaşına sarı gözüne bakıp, diğerlerinin sivisine bile bakmaya tenezzül etmeden. sen istediğin kadar gözümden ışık saçarım, ağzımdan alev yaparım de; neye yarar. adam demiş bi kez, torpilciliğin lügatına altın harflerle işlemiş: "seni seçtim pikaçu". biz de daha dövünelim burada...

Cuma, Ocak 25, 2008

son 105 gün

canlarım, cananlarım, bidenelerim,
beni akademik bir enstitüye bağlı tutan bağların -en azından bir süreliğine- tamamen kopmasını sağlayacak ve üzerimden kalktığı anda beni mutlu mesut bir insan edecek, önümü açacak, fırsatlar denizinde büyük kulaçlar attıracak, birazcık da beni tasarım araştırmaları açısından geliştirecek olan ve aslında şimdiye dek üç kere falan bitmiş olması gereken çok sevgili tezimin nihai teslim tarihine kalan yaklaşık 15 hafta dolayısıyla ve kendisini tez elden bitirmek istediğimden orta şiddette bir münzevilik hayatına adım atmayı uygun ve elzem görüyorum.
bu süre içerisinde doğumgünlerinize, askerden gelişlerinize, gurbetlerden geriye dönüşlerinize -nıy nı nı nıy- ortak olamayabilirim, sizi eskisi kadar sık arayıp soramayabilir, msn meşajlarınıza ceap veremeyebilir, karpuz kesecek olmanıza bile aldırmadan daha yeni gelmişken kalkabilir, ne güzel oturuyorken eve dönebilir, her teklifinizi 'çok isterdim ama...', 'yaa şu anda...' veya 'hmmm, mmm, hııı, ne dedin pardon?' şeklinde karşılayabilirim. tabi ki kendimi 3,5 ay boyunca eve kapatacak değilim ama sanırım eskisinden çok daha az dışarlarda olacağım.
beni taaa bu kadar -kollar açık sonuna kadar- sevdiğinizden, ben yiyince doyduğunuzdan, ve bu yüksek lisansı bitirmemi ne kadar çok istediğinizden emin olduğum için bu dönemde her tür asosyal, depresif, anlayışsız ve dengesiz hareketimi anlayışla karşılayacağınızı umuyorum -sıkıysa karşılamayın bunu dedikten sonra-. arada -numaradan da olsa- bir arayıp 'çok özledik', 'oha falan olduk', 'ay inanmoorum ne zamandır görüşmedik' derseniz sevinirim.
hadi hop.

Cuma, Ocak 18, 2008

tunak tunak tun

internet aleminin fantastik meme'lerinden biri daha. fazla söze gerek yok sanırm. şarkı aslında aşk şarkısı, klipteki sözler bizim bana kitap al formatında yapılmış çakma sözler. klip hindistan'ın ilk mavi ekranla yapılan klibi, bu amca da - daler mehndi- hindistan'da pencap müziğinin en kral adamı falan yanılmıyosam. şarkı ve şarkıcı ile ilgili bilgiye başlığa tıhlayarak ulaşabilirsiniz .

Salı, Ocak 15, 2008

hal hatır

herşey birden bire oldu. ilkinden sonra birkaç kez daha denedim ama yine en iyisi ilki.

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr...
Atları...
At...


Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!


n.h. 1928

aman havuza düşmesin

taşkışla'da zaman geçirmeyi ve özellikle de hack sack oynamayı çok özledim. çantamda sürekli taşıyorum bi tane, ama aylardır oynamadım. yine bahar gelse yaz gelse t-shirt'ü öne çekip zıplatsak falan ne bileyim.

aha böyle

Perşembe, Ocak 10, 2008

deli deli

ilk psikoanalizi akıllı olanınız yapsın.

Pazartesi, Ocak 07, 2008

olsun

gecenin bir yarısı onulmaz bir yorgunluk etkisinde başlayarak beklenmeyen yerlere sürüklenen bir diyalog içerisinde ortaya çıkan bir takım olsun'lu dükkan/mekan isimleri. yeni açılacak işyerlerine benden hediye -speyşık tenks to kumru-:

afiyet olsun tostçusu
sağlık olsun hastanesi
sıhhatler olsun berberi
canın sağolsun bankası
dostlar sağolsun kıraathanesi
toprağı bol olsun cenaze hizmetleri
löp löp et olsun kebapçısı
ziyade olsun restoran
geç olsun güç olmasın ulaştırma hizmetleri
damlaya damlaya göl olsun bireysel emeklilik
zayi olmasın hurda sanayi
bu da sana ders olsun eğitim kurumları
canım sana feda olsun güvenlik hizmetleri
şükürler olsun merkez camii
laf olsun torba dolsun psikolojik danışmanlık
her tuttuğun altın olsun kuyumcusu
bu son olsun meyhanesi

son olarak:
bu da sana kapak olsun tencere sanayi

süngerleşmiş beynimden hepinize iyi günler diliyorum.

Pazartesi, Aralık 31, 2007

cingıl bels noel şarkısıdır

bütün gün yortu demek istiyorum.
yılbaşı mesajlarının da -yortu- bayram yortusu tebriklerinden farkı yorktu ama artık takatim kalmadı yazacak. yortu. o yüzden lafı kısa kesiyorum. yort. aha bu da benim yılbaşı hediyem. türk işi yılbaşı ağacı. ilerde çok para kazanıcam bundan. yapıp yapıp satıcam. hepinize iyi yıllar falan.
























ışıkları da blink blink ediyor ama fotoğrafta görmek mümkün değil. keşke bi de yanmazken çekip gif yapsaymışım. gelecek sorular için şimdiden söyleyeyim. evet o lambalar çıplak ampul, evet ben yaptım, evet önünde kocaman maaşallah kurdelesi var, hayır onlar gerçek dantel değil, evet bardaklarda gerçekten çay var. sanırım bu kadar.

Cuma, Aralık 28, 2007

bayram abi ve yeni kıl

taa günler öncesinden başlıyor. british council. bana güzel bir bayram ve iyi bir yıl diliyor. hayatım boyunca önünden bile geçmemişim british council'in. ona ne benim bayramımdan. bu da yetmiyor, yeni yıl dileklerimi elektronik olarak göndermek istersem e-card sayfalarını ziyaret edebilirmişim. işim gücüm yok, anlamsız ve samimiyetsiz e-cardlar göndereceğim insanlara. hiç sanmıyorum biritiş kansil.




ardından miles&smiles geliyor. mutlu bayramlar diyor m&s. bu bayram da dünyanın tadını onlarla çıkaracakmışım. her uçuşuma verdiğiniz tırnak kadar hediye mille biraz zor çıkarırım. kuru kuru bayramımı kutlayacağınıza bir 200 mil verseniz bana mesela ne güzel olmaz mıydı?



ardından sabancı fırtınası başlıyor. neredeyse her departmandan tebrik mesajları yağıyor. buna isimlerini bile duymadığım insanların bireysel mesajları da eklenince iş çığırından çıkıyor.

ilk mesajımız yönetici geliştirme merkezinden. kendilerinin varlığından bile haberim yok. neyse kart fena değil ama gören de bayram süper neşeli ultra eğlenceli birşey sanacak. her kurban bayramında sokaklar insan ve koyun kanları ile sulanmıyor mu sevgili yönetici geliştirme merkezi? e-mail ile bayram kutlamayı reddeden binlerce insan trafikte saatler ve saatler geçirmiyor mu? ha renk derken kirli kırmızı ve griden bahsediyorsanız diyecek birşeyim yok tabi.




yazma becerileri merkezi, imla hataları ile dolu bir mesajla Sabancı Üniversitesi ailesine mutlu ve sağlıklı nice bayramlar diliyor. nice bayramlar lafından umutlanıyorum, belki 5-10 bayramımı birden kutlamışlardır diye.

ardından mali işler direktörlüğü bir önceki ile aynı programla hazırlandığı ayan beyan ortada ve sadece bir grafikten ibaret olan bir maille kutluyor bayramımı. ben de kendilerine maaşımın üçte birinin nereye gittiğini sormak istiyorum. tutuyorum kendimi.




bunu takip eden dakikalarda yönetim bilimleri fakültesi hiç geri kalmıyor ve aynı formatta fakat hem türkçe hem ingilizce hazırlanmış şahane mesajı ile çakıyor tebriği. yalnız mesajın ingilzcesinde 'we wish you a happy holiday season' diyor. yani aslında bayramımı kutlamıyor da bana mutlu bir tatil sezonu diliyor. bu şekilde bayram=tatil denklemi empoze ediliyor tebrikanta. ayrıca benim bildiğim season uzun süreler için kullanılan bir kelimedir. summer season, hunting season gibi. 3 günlük tatilin neresi sezon oluyor anlayabilmiş değilim.



anlamaya anlamaya bir sonraki tebriğe geçiyorum. bu da öğrenci kaynakları biriminden geliyor. 'nice güzel bayramlara' diyor öğrenci kaynakları birimi. öğrenci değilim, ama olsun yine kabul etmemezlik etmiyorum. yalnız tebrik kartı bir yerden tanıdık sanki. bu arada bu kutu kutu kartların üzerindeki resimlere de dikkatinizi çekmek istiyorum. şeker bayramı tebrik kartı olduğu ayan beyan ortada olan bu kartları yollama cesaretini/ yüzsüzlüğünü?/ tembelliğini? gösterdikleri için bütün bu birimleri alınlarından öpüyorum.






bayramınız mübarek olsun


sabancının bilimum birim, ünite. merkez ve fakültesinden aldığım tebrik mesajlarından sonra doğrudan pazarlama iletişimcileri derneği ve seyahat sigortam sekreteryası gibi abidik gubidik yerlerden mesajlar gelmeye devam ediyor. bu noktada sekreteryanın maili gerçekten evlere şenlik, umarım burada görünebilirler:


KURBAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMİZ İLE KUTLAR ,

BERABER GEÇİREBİLECEĞİMİZ DAHA NİCE HAYIRLI VE MUTLU
BAYRAMLAR DİLERİZ......

gözlerim doluyor. içim kalkıyor. ağlamak istiyorum. ışık hızı ile siliyorum mesajı.

sayın rektörüm karadoğan'ın bayram tebriği süsü verilmiş 'mezunkartıalırsanızbütünbuhizmetlerimizdenyararlanabilirsinizbakınne
kadarçokçalışıyoruz' mesajı geliyor. sempoş bir yapıya sahip olmaması ve ilerde faydalanabileceğim bir hizmetten bahsetmesi açısından çok fazla kızamıyorum. siliyorum ve geçiyorum.

yine beni benden alan bir bayram tebriği mail yağmuru da alman lisesi mail grubuna geliyor. en anlamadığım olay da bu. tanıdığın bildiğin adamın bayramını -illa e-mail ile kutlayacaksan- ona özel bir mail atarak kutla. ben seni hayatımda görmemişim, bayram tebriğini ne yapayım? sinirlerim tepeme çıkıyor. 'herkesin kurban bayramını mübarek olması dileği ile kutlarım'lar, 'daha önce kutlamıştım ama hadi bir daha kutlayayım'lar, 'ay ne kadar çok tebrik mesajı geldi her aybaşını bayram yapalım'lar, '136 yıldır bayram kutluyorum böylesini görmedim'ler -ne gördüğünü bir de ben anlayabilsem-, 'hem bayramınızı hem noelinizi kutlarım -öylesine de tüm dinlere eşit mesafede bir insanım'lar, 'bayramınızı kutlarım bu arada websitem yenilendi bakmaz mısınız'lar -bakmayız- ve niceleri.



buraya kadar yazdıklarım sadece mail yoluyla gelen tebrikler. facebook'u ve oradan gelen yine birbirinden sıkıcı mesajlara, oyuncak ayılara, koyun karikatürlerine ve bilimum sempoş tebriğe hiç değinmiyorum bile.

tüm bunlar bitti derken yılbaşı mesajları akmaya başlıyor, iyi seneler, mutlu yıllar, beraber sağlıklı mutlu bir yıl geçirmek dileğiyle, beraber duvara kafa atmak niyetiyle, yılbaşında kafaları bir dünya yapmanız dileğiyle, yeni yıla yepyeni donlarla girmeniz temennisiyle, en kötü yılımız böyle olsun lan dilerim, yeni yılınızı en içten böreklerimle kutlarım be, yeni yılda bütün kalorüferler istediğiniz gibi olsun işallah....çıldırmak işten değil.

haydutlar tarafı

bu adamları dinlerken nasıl mutsuz olabilir insan, nasıl durabilir yerinde? şeker ne ki bal ne ki. aralara klasik müzik de serpiştirmişler. nasıl rahat nasıl komplekssiz. yerim.

Çarşamba, Aralık 26, 2007

rocking street


rocking street from avsar gurpinar on Vimeo.

Pazar, Aralık 23, 2007

evlilik dilekleri

bir gün evli bir çifti tebrik ederken 'allah bir ömür boyu birlikte gelmek nasib etsin' demek istiyorum. mutluluğun sırrı orda değil mi sonuçta?