five senses of istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
five senses of istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Mayıs 13, 2007

kişisel güncelleme

uzun süreli bir blogsal suskunluğun ardından hayatım hakkında bir kişisel güncelleme yapma ihtiyacını hissettim. bakalım son 3-4 ayda neler olmuş bitmiş:

bremen'den şubat sonunda dönerek bir tür bunalıma girdim burada. seviyorum ben almanya'yı kardeşim, orada -tabi her şehir olmaz, berlin, hamburg ya da bremen olacak- kalmak çalışmak okumak yaşamak istiyorum. bununla ilgili girişimlerimden bahsedeceğim birazdan.

Aslında tam da giremedim bunalıma çünkü fazla zamanım olmadı, gelir gelmez Sabancı'da çalışmaya başladım tekrar. Bu sefer Bratislav Pantelic yerine Marsye Poseaner'in asistanlığında. Maryse'ten taa yüksek lisansın ilk senesinde bir ders almıştım İTÜ'de. Dünyanın en şeker insanlarından biri kendisi.

SU'daki dersin adı Major Works of Modern Art. Manet'den başlayarak her hafta bir büyük sanatçının -major artist- büyük eseri -major work- inceleniyor. Dersten sonra çocuklar sectionlara ayrılıyor. ben de onlara o haftanın konusuyla ilgili birşeyler anlatıyorum. Oldukça güzel bir iş, ama tabi bir noktadan sonra bloggerınızın tatminsizlik şalterleri açılıveriyor. Geleceği bu işte değil sonuçta yeni şeyler arıyor istiyor bekliyor.

Yine gelir gelmez Burcu'nun doğaüstü gazlarıyla -vücudundan çıkan değil tabi sözlü olarak verdiği gazlar- tez ile ilgilenmeye başlamıştım ki araya İtalya telaşı girdi. burada da sıklıkla dile getirdiğim five senses projesi ile Milano Design Week'e katıldık. pek civcivli bir hafta oldu. detaylarına burada girmeyeceğim, ona ayrı bir posta gerekir.

İtalya'daki fuar ardından Almanya'nın yolunu açtı. italya'da bizim standı gören designmai insanları 'bizim fuara da gelsenizeee' şeklinde davet ettiler bizi, ancak çok az zaman kaldığından ve herkes çok yorgun olduğundan kimse yanaşmadı katılmaya. ben de sordum 'tek başıma katılabiliyor muyum?' diye. Dediler resim-bilgi yolla bakalım, yolladım baktılar, tamam dediler. attım ürünlerimi bavuluma, vurdum bavulu sırtıma, gittim almanya'ya. yine harika bir 10 gün geçirdim, yeni yeni yerler gördüm, yeni yeni insanlar tanıdım, ürünlerimi sattım geldim.



yurtdışı damarlarım yine kabar kabar kabardı tabi ki. tutturdum yine içimden gidicem de gidicem diye. şimdi önümde tez, askerlik, iş ve vize derdim olmayan bir 3 ay var. riski de az, başarırsam kalırım başaramazsam dönerim gibi bir durum var. 1-2 hafta içerisinde netleşecek bakalım herşey. heyecanlıyım.

bunun yanında çevremde gelişen olaylardan da bahsetmek gerekirse:
burcu ile volkan evleniyor ağustos'ta şaka gibi, ayrıca burcu master'ı bitiriyor işallah, annem ağırlık noktası emlakçılık olan ica adında bir emlak, inşaat, danışmanlık, sağlık, tasarım, sağlık vs. şirketi kurdu. artık bir aile şirketimiz var, bodur bu sabah prag'a gitti, artık bir süre olacak, sonra da işallah avustralya yerine ingiltere'ye falan gidecek benim kafamı kızdırmayacak.

Salı, Mart 20, 2007

günaydın five senses

gün geçmiyor ki gazetelerde five senses ile ilgili bir haber çıkmasın. Bu benim takip edebildiğim üçüncü haber şu ana kadar. iki tane de maison francaise -bunun yazılışını öğreneceğim bir gün- bir de natura diye bir dergide çıkmıştı. Sabah'ın Günaydın eki baskıdan taze çıkmış yeni fotoğraflarımızı ve açıklama metinlerimizi kullanaraktan bir haber yapmış. sağolsunlar.

Lowline
Avşar Gürpınar'ın 'Lowline' adlı tasarımının Türkçe adı 'çömelmelik'... -evet-
Tasarım, yere yakın bir oturma birimi olarak tanımlanıyor. -çok düşündük nasıl tanımlasak nasıl tanımlasak, ahmet dedi böyle tanımlayalım, iyi dedim-
Esnafın dükkan önüne attığı ya da sokaktaki kahvehanelerde kullanılan alçak taburelerden ve Türkler'e özgü çömelme hareketinden yola çıkan Gürpınar -estağfurullah, avşar diyebilirsiniz-, eski ve unutulmaya yüz tutmuş alışkanlıkları yeniden, farklı bir biçimle yorumlamış -vay beee- .