haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ocak 04, 2011

amıdiyimbemidiyim

İstanbul Ulaşım 2000 yılında bir yerli tramvay sevdası ile yola çıkmış. Aylar ayları, yıllar yılları izlemiş, bir arpa boyu yol gidilememiş. İnternet sitesinde aslında birden fazla model var gibi görünse de aslında tek bir model var.
En son 2009 yılında Zulu Design'a bir yerli tramvay yaptırıldı. Hatta adı da -koç yalamakla ağız aşınmadığından- RTE 2009 -Recep Tayyip Erdoğan değil Railway Transport Equipment efendim- kondu, hatta hatta bu model tasarım sergilerinde sunuldu, hatta hatta hatta dağlara taşlara yazıldı yerli tramvay raylarda diye.
Peki raylara çıkmadı mı tramvay? Aslında çıktı çıkmasına, ancak güvenlik ve elektrik testlerinden geçemediği için apar topar geri çekildi. Sonra kendisinden haber alınamadı, ancak son olarak alstom'dan 37 adet yeni tramvay alındı ve kabataş-zeytinburnu hattında çalışmaya başladı. Biz de dedik ki ha demek ki yalan oldu yerli tramvay yaşasın yabancı tramvay -illa yerli olsun gibi bir derdim yok, alstom'u severim-.
Şimdi İstanbul Ulaşım diyor ki: İstanbul tramvayını seçiyor. E kardeşim siz yerli tramvay tasarlatmadınız mı adamlara? Şimdi biz neyi seçiyoruz? Varolanı mı değiştireceksiniz, yoksa yeni baştan mı yapacaksınız? Ayrıca madem yerli tramvayın üzerine gidilecek o zaman neden 37 tane yeni araç alındı? Ayrıca toplu taşıma aracını halkın seçmesi (aynen vapurda olduğu gibi) nasıl bir yutturmacadır? Tasarım konseptine endüstriyel tasarımcı karar verir, ben ne anlarım ki tramvay tasarımından.
Hepsini geçtim, İstanbul -ve daha önceki yerli tramvay- ile hiçbir alakalarının olmamasının -ki olmasına gerek yok hatta olmasın da- araçlar neredeyse birbirinin aynısı. Aynı bıkın kırmızısı. Büyük ihtimalle 3-5 farklı firmaya yaptırdıkları konsept çizimlerinden ve modellerden -siz birşeyler çizip getirin, üzerinde konuşalım- genel müdürün hoşuna giden iki tanesini seçip koymuşlar siteye, biz de kendimizi tramvay seçiyor sanıyoruz.

Pazartesi, Ekim 18, 2010

münevver'e ne oldu?

münevver karabulut cinayetinin büyüsü cem garipoğlu sucuk ekmeğini yemesinin ardından teslim olunca bozuldu. 3-5 gün daha sucuk ekmek üzerine gayrıciddi ve olayı parodileştirici haberler yapıldıktan sonra konu kapandı. münevver için açılan sayfanın girişinde bile hala cem'in teslim olma videosu yer alıyor. merak edip biraz baktım. yargılama devam ediyor. bir takım polis ve güvenlik görevlileri delil karartma, güvenlik kayıtlarının silinmesi gibi iddialarla tutuksuz olarak yargılanıyor. görünen o ki cem cinayeti işledikten sonra eve gitmiş sonra da babasının şirketinin bir arabası ile oradan uzaklaştırılmış. ama bu durum ne zaman kanıtlanır ya da bir zaman kanıtlanır mı bilemiyorum.

tam tersi olsa serinkanlılıkla mı karşılayacaktık?

Pazar, Mart 07, 2010

iki masa

stockholm tasarım festivali'nden iki masa. çocuklar için olsa da büyükler de kullanabilir diye düşünüyorum. birincisini Jenny Palmborg tasarlamış, ikinciyi ise Tian Tang. pek hoş.

a/b


Selçuk ARTUT - A/B Exhibition from selcukartut on Vimeo.

Sergiden kısa bir video. fütüristika'daki röportajdan.

köpek faşizmi

istanbul'daki sokak hayvanlarına yapılan kıyımdan bahsediliyor farklı ortamlarda. özellikle sokak köpeklerinin periyodik olarak toplanıp ormanlarda terk edildilerek ölüme bırakıldığını biliyoruz. bazı insanlar ve kurumlar da buna karşı bir şeyler yapabilmek için uğraşıyor. peki bu katliam ne zaman başladı? aslında belki de çoğumuzun aklına gelebilecek tarihten çok daha önce. 1800'lü yılların başında 2. Mahmut'un emri ile İstanbul'un sokak köpekleri Sivriaada'ya (Hayırsızada) götürülerek ölüme terk ediliyor. 1908 devriminden sonra ise Jön Türkler'in icraatlarından biri olarak 1910'da 40 bin kadar köpeği yine aynı adaya bırakılıyor. Cumhuriyet döneminin bu "soruna" bulduğu çözüm de aynı. 1936 yılı boyunca İstanbul sokaklarından 20 bin kadar köpek temizleniyor. Topbaş rejimi altında da sayısının on binleri bulduğunu düşündüğüm sokak köpeği hayatını kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor. aslında çok da şaşılacak bir durum yok. sevgi ve merhamet de bir yere kadar. hayvanları severiz ama o sokak köpekleri falan, çok pis yani.

 
1910 senesindeki temizlikten resimler

Salı, Ocak 05, 2010

tıytıynet


bundan yaklaşık 20 gün önce "avrupa'da en ucuz adsl türkiye'de" başlığı altında okuyanun aklının hafsalasının almadığı bir haber yayınlandı. Anadolu Ajansı'na ısmarlama yazdırıldığı ilk satırından anlaşılan bu haberi Habertürk de utanmadan sıkılmadan internet sayfasına koymuştu. O kadar yalandı ki bilgiler, sonlara doğru artık kendi yalanlarını bile savunamaz oluyorlardı. Neresinden tutsak elimizde kalan bu yazıya hala inanma eğilimi gösteriyor, "lan acaba?", "ama Anadolu Ajansı ya" diyorsanız sizin için OECD'den geliyor:

seksi resimleri için tıklayınız


bu da kesmedi beni daha çok, daha çok istatistik istiyorum diyorsanız buradan da yakabilirsiniz.

Cuma, Ekim 30, 2009

audiocloud



"A project of Audiochmura (Audiocloud) was inspired by the concept of Audioarchitektura (Sonicarchitecture) – brainchild of artist Piotr Adamski and mode:lina. It is a sonic installation using corrugated pipes as amplifiers emitting sounds gathered around its actual position. The shape of a cloud relates to something ephemeral, almost non-existent and likely to move."

Çarşamba, Ekim 14, 2009

bağırsak


erkekler! bu haberimiz size. 90'ların başında moda olan gömleği pantalonun dışına çıkarıp düğmelerini açarak içe giyilen havalı t-shirt'ü göstererek gezme modası bitti. ilikleyin o düğmeleri.
gömleği pantolonun içine sokun demiyoruz (aman ha!). dışarı çıkarılabilecek tarzda kesime sahip gömleklerinizi ön düğmeleri kapalı olacak ve kolları dirsek nahiyesine kadar kıvrık olarak yine giyebilirsiniz. hayırlara vesile olun.

Salı, Eylül 29, 2009

ayemef tatili

güzel bir omurgasızlık örneği. bana göre hava hoş tabi, ama okul bu durumu kendisine nasıl yediriyor anlamıyorum doğrusu. yok il emniyet müdürlüğü öneride bulunmuş da, onlar da bu öneriyi değerlendirmişler. hıhı, tabi canım.
ayrıca toplantı yapılacak yerin etrafını 1 km. çapa kadar demir bariyerlerle çevirdikten sonra polise neden ihtiyaç duyuluyor ki? köktenci polis teşkilatına bu önemli sınavda başarılar diliyorum.


"İ.T.Ü.MİMARLIK FAKÜLTESİ LİSANS OGRENCİLERİ, YUKSEK LİSANS VE DOKTORA OGRENCİLERİNİN DİKKATİNE,

06-07.Ekim.2009 tarihleri arasında Harbiye Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilecek olan ve üye 185 ülkeyi temsil eden Devlet Başkanı, Başbakan, Bakan ve Merkez Bankası Başkanı düzeyinde resmi yetkililerin katılacağı Dünya Bankası İMF 2009 Yılı toplantısı büyük organizasyonu nedeniyle; İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü'nün talebi üzerine, 06-07.Ekim.2009 tarihleri arasında İ.T.Ü.Taşkışla Kümpüsü'nde öğretime ara verilmesi hususunun uygun olduğuna, Fakülte Yönetim Kurulu'nun 22.Temmuz.2009/31 sayılı ve Üniversite Yönetim Kurulu'nun 6.8.2009/830 sayılı toplantılarında, karar verilmiş olup, dersleri olan Öğretim Üyelerinin, kendi yapacakları değerlendirme sonucunda belirleyecekleri gün ve saatte, İ.T.Ü.Mimarlık Fakültesi'nde veya İ.T.Ü.'nün diğer kampüslerinde derslerini telafi edebileceklerdir. Konuya ilişkin Fakülte Yönetim Kurulu kararı aşağıya çıkarılmıştır."

Cuma, Eylül 25, 2009

saksısaksısaksı

Design Night tasarımı çoklu saksı. Her eve lazım.

kaçak yapılaşma



ay başında yapılan lego ev kimse satın almayınca yıkılmak durumunda kalmış. geçtiğimiz hafta gizlice eve yerleşen A.B. (44) ve ailesi yıkım ekiplerini protesto için çatıya çıkarak bionicle'larını yakmışlar. o sırada yıkım için gelen lego construction set'in iş makinaları alev alınca gerçek bir yıkım ekibi çağırılmış. 3.3 milyon lego parçasını şimdiden toplamaya başlayan A.B. "ne var ki, bişiy olmaz ki, yine yaparım, 3 tane ev çıkarırım ben bu kadar lego'dan" şeklinde konuşmuş.

Cuma, Temmuz 10, 2009

kültür mantarı

hakkında duyuru ve etkinlik anlamında sağa sola afiş yapıştırmak, ve 3-5 zödömene sergi dışında pek az şey yapılan 2010 kültür başkenti istanbul'un bu sıfatı, sadece avrupa'da 47 şehirle birlikte taşıdığını biliyor muydunuz?

Salı, Haziran 26, 2007

çeyrek asır

seneler nasıl da geçmiş, 25. sene de doluyor bir iki haftaya. iki bu kadar daha yaşasam, ölsem de gam yemem sonra. eski temalı doğumgünü partilerimizi hatırladım. seneler sonra tekrardan öyle birşey yapayım dedim. bir nevi 'bad taste' parti.

mekan ağa camii'nin sokağındaki lost. bilmeyenler için cami'nin yanından içeri giriyorsunuz solda içinde joker ve seksek'in olduğu hana girip en en üst kata çıkıyorsunuz.

resme tıklayıp detayları alabilir, şuradan da yeni yaz kreasyonunun devamını görebilirsiniz.


Salı, Mart 20, 2007

günaydın five senses

gün geçmiyor ki gazetelerde five senses ile ilgili bir haber çıkmasın. Bu benim takip edebildiğim üçüncü haber şu ana kadar. iki tane de maison francaise -bunun yazılışını öğreneceğim bir gün- bir de natura diye bir dergide çıkmıştı. Sabah'ın Günaydın eki baskıdan taze çıkmış yeni fotoğraflarımızı ve açıklama metinlerimizi kullanaraktan bir haber yapmış. sağolsunlar.

Lowline
Avşar Gürpınar'ın 'Lowline' adlı tasarımının Türkçe adı 'çömelmelik'... -evet-
Tasarım, yere yakın bir oturma birimi olarak tanımlanıyor. -çok düşündük nasıl tanımlasak nasıl tanımlasak, ahmet dedi böyle tanımlayalım, iyi dedim-
Esnafın dükkan önüne attığı ya da sokaktaki kahvehanelerde kullanılan alçak taburelerden ve Türkler'e özgü çömelme hareketinden yola çıkan Gürpınar -estağfurullah, avşar diyebilirsiniz-, eski ve unutulmaya yüz tutmuş alışkanlıkları yeniden, farklı bir biçimle yorumlamış -vay beee- .

Cuma, Mart 02, 2007

enerji tasarrufu

Bugün NTV'deki Biri Bana Anlatsın programında küresel iklim değişikliği ve enerji konusu işleniyordu. Gerçekten çok iyi bir konuk seçimi yapılmıştı. Tekrarını falan yakalarsanız mutlaka izleyin derim.

Programda söylenen bir söz çok hoşuma gitti:
En temiz enerji kullanılmayan yani tasarruf edilen enerjidir.

Programın sonunda da konuklara nasıl enerji tasarrufu yapılabileceği soruldu. Her konuk başka noktalara değindi. Miktat Kadıoğlu'nun önerdiği pratik yöntemler gerçekten hoştu:

1. 3km. nin altındaki mesafeler yürüme mesafesidir. Bu mesafeleri araba ile gitmeyin.

2. Alışverişinizi evinize yakın yerlerden yapın. -buna ek: alışverişi tok karnına yapın-

3. Mümkün olduğunca evinizde yemek yiyin.

4. Yerli malı kullanın -yurt dışından gelenlerin ulaştırılmasında harcanan enerji bakımından.

5. Her konuda mümkün olduğunca az tüketim yapmaya çalışın.

6. Elektrikli aletleri düğmelerinden kapatın.

7. Şarj aletlerini fişte bırakmayın.

bunlar hatırlayabildiklerim

3,4,5 ve -kısmen- 2 yi yaparak kapitalizm'in köküne de kibrit suyu sıkabilirsiniz.

bir iki tane de ben ekleyeyim:

8. sifonların içine, içi dolu 1,5lt. lik pet şişeler koyun.

9. elinizi yıkarken kapatıp açabileceğiniz bataryalar alın, elinizi yıkarken, traş olurken, dişinizi fırçalarken mümkün olduğunca suyu kapalı tutun.

10. banyo yapmak yerine duş almaya çalışın. duş alırken su soğuksa, sıcak suyu açmak yerine soğuk suyu kısın.

11. evinizde tavana gömülü spotlar yerine sarkıt armatürler kullanın.

12. eviniz soğuk olduğunda önce üzerinize birşeyler giyin. kalorifer açıkken sıcakladığınızda camı açmak yerine kaloriferi kısın. kaloriferlerin önünü masa sandalye vs. gibi eşyalarla kapatmayın. aynı şekilde yazın da sıcakladığınızda klimayı açmadan önce üzerinize daha ince birşeyler giymeyi deneyin.

13. çılgınca elektrik harcayan ısıtıcı aletleri kullanmaktan kaçının. örneğin su ısıtıcısında sadece kullanacağınız kadar su kaynatın. Tencerede su kaynatırken, yemek pişirirken kapağını mümkün mertebe kapalı/ yarı kapalı tutun.

14. okulunuzdaki, işyerinizdeki arkadaşlarınızla arabanızı paylaşın.

15. elektrikli/ elektronik eşyalar, kıyafet, mobilya gibi tüketim ürünlerini mümkün olduğunca ikinci el almaya çalışın.

Çok da zahmetli olmayan bu yöntemleri uyguladığınızda ay sonunda ne kadar paranızın arttığına siz de şaşıracak, bir yandan da dünya için güzel birşeyler yapmış olacaksınız.

Salı, Şubat 27, 2007

umre yapmayan kalmasın!

yurtdışı gezilerine temsilci seçmenin zorluklarını hepimiz biliyoruz, öyle değil mi? hepimiz hayatımızın bir döneminde genel başkanlık ya da başbakanlık yaptık muhakkak.
benel gaşkan/ başkakan olmanın en güzel yanlarından biri de diplomatik görüşme, ikili antlaşma, ticari ilişkilerin güzelleştirilmesi kisvesi altında adını bile duymadığımız ülkelere gitmek, hiç görmediğimiz şehirleri görmektir.

Ama tek başına da gidilmez bu şehirlere, insanın canı sıkılır, hem devlet o kadar para ayırmıştır, uçak vermiştir, boşa gitmesindir bu imkanlar. Bu sebeple parti başkanları -bunların görevi yanlış anlaşılmıştır, bir parti başkanını birincil görevi güzel partiler organize etmek insanları bir araya getirmektir-, başkakanlar yanlarına muhabbeti hoş, eğlenceli parti üyeleri seçerler. Eskiden daha kolay olan bu seçim işlemi villetmekili sayısının 540 gibi fantastik bir rakama çıkarılması ile zor bir hale gelmiştir. Hele bir de tek başınıza iktidarda iseniz, hangi bir villetmekilinizi seçeceğinizi şaşırırsınız. İşte böyle şaşkınlar için alternatif yöntemler öne sürmek boynumun borcudur. Akademik tanınma açısından bu yöntemin adına 'kaleye mum dikme' metodu adı veriyorum:

Yurtdışı gezilerine -adı gezi bir kere-, gidecek kişilerin yapılacak ziyaretlerin içeriği ile bir ilgisi olması gerekmediğini hepimiz zaten biliyoruz. Villetmekili olmak ve gidilecek ülkenin adını telaffuz edebilmek o geziye katılabilmek için yeter ve geçer koşullardır. Ve fakat bu iki koşulu sağlayan birden fazla kişi olabilir. Bu durumda yapılması gereken parti villetmekillerinin çıkarlarını ve ortalama refah ve kültür seviyelerini gözetmektir. Bir örnekle açıklayalım:

Ahmet bir partinin genel başkanı ve aynı zamanda başkakandır. hemen yarın 5. hep beraber hurma yiyelim zirvesi için cidde'ye gidecektir. Ancak hem yalnız başına gitmek istememekte, hem de suudi arabistan gibi çok sevilen, çok güzel otelleri olan bir ülkeye gitmeyi herkes istediğinden bir seçim sorunu yaşamaktadır. Olası bir çözüm adaylarla bir mülakat yapmaktır ancak bu çok zaman alacaktır ve Ahmet'in o kadar zamanı yoktur. İşte bu noktada Ahmet'in yapması gereken, o ülkeyi görmemiş, onun nimetlerinden faydalanmamış kişileri seçerek partisinin ortalama kültür ve deneyim düzeyini yükseltmektir.
Bunun için Ahmet seslice bağırır:

-Aranızda hurma yemeyen var mı?

Kırk elli beş kişi parmak kaldırır. Arada hurma yemiş olmasına rağmen parmak kaldıran Mehmet ve İzzet'i elemesine rağmen geride hala kırk elli üç aday vardır. Bunun üzerine şöyle der:

-Hurma yeeemek isteeeyen kaleeye mum diksiiiin!

Yerlerinden 123 flash gordon hızında fırlayan villetmekilleri Ahmet'in avuciçine -bu kale oluyor- parmak saplamak -mum dikmek- üzere plonjon yaparlar. Bu sayının fazla olması durumunda ilk mum diken otuz elli kişi arasında yapılacak çekiliş sonucu yirmi üç dört kişi Ahmet'le rüya gibi bir Cidde tatili kazanırlar.

Avuçiçini parmaklatmaktan hoşlanmayan genel şaşkınlar ve başkakanlar, bu yöntemi 'eliminatif anket metodu' ile değiştirebilirler. örneğin:

-daha önce hurma yememiş olan parmak kaldırsınn!

(56 kişi)

-hem hurma yememiş hem umre yapmamış olanlar?

(54 kişi)

-hurma yememiş, umre yapmamış, karısının başı örtülü olanlar?

(53 kişi)

-hurma yememiş, umre yapmamış, karısının başı örtülü, kendisi bıyıklı olanlar?

(52 kişi)

(Bu noktada ahmet bu işin bu şekilde sonsuza dek süreceğini farkeder, ve öss'de asıl farkı belirleyen o alengirli sorular gibi bir şart ekler)

-hurma yememiş, umre yapmamış, karısının başı örtülü, kendisi bıyıklı olup da amcaoğlunun üzerine yapılmış şirketi olmayanlar?

(5 kişi)

-gelin lan benle!

Çarşamba, Temmuz 26, 2006

lübnan


lübnan'dan başka ülkelere kaçmayıp orada kalarak insanlara yardım etmeye çalışan bir insiyatifin web sayfası.
banka hesaplarına para yatırılarak da yardım edilebiliyor.

Cumartesi, Haziran 17, 2006

türkiye'de tasarımı tartışmak

19 haziran 2006 pazartesi günü 3. Ulusal Tasarım Kongresi'nde konuşmacı olarak yer alacağım.
genel bilgi: İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü Ulusal Tasarım Kongre' lerinin üçüncüsünü 'Türkiye'de Tasarımı Tartışmak' başlığıyla 19-22 Haziran 2006 tarihleri arasında Çanakkale Seramik & Kalebodur, RocaKale ve Kalekim firmalarının destekleriyle İTÜ Taşkışla ve Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleştirecektir.
yer: taşkışla / itü mimarlık binası / taksim
salon: 127
saat: 1400
konu: tasarımın dili, dilin tasarımı

ilk 15 dakikada kendimi yeterince rezil edemezsem, hemen ardından gelecek 5 dakikalık soru cevap kısmında buna muvaffak olmayı planlıyorum. hepinizi beklerim.

akademik program
, sanayi programı, çalıştay programı