elazığ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
elazığ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 16, 2006

tunceli/03

bunlar da gezi boyunca ufak ufak aldığım bir takım notlar

_hankendi_bir yer ismiymiş meğer

_puaça_

_yeşil dalga sistemi_harika bir sistem bu. şöyle ki: elazığ'ın bir tane -sanırım hakkaten bir tane- upuzun caddesi var, böyle ben diyeyim üç gidiş siz deyin üç geliş. işbu cadde üzerinde kurulmuş olan yeşil dalga sistemi tahmin edebileceğiniz gibi bir tür sistematik şeriat hareketi ya da aklınıza bile gelmemiş olabileği gibi hafif uyuşturucuların yasallaştırılmasını amaçlayan bir organizasyon değil. yeşil dalga sistemi, araba kullanırken sinirimizi oldukça bozan ve bizi sarıda geçmek zorunda bırakan genellikle yanlış kalibre edilmiş trafik lambalarının dostça bir yeşillik içerisinde dalgalanmasını sağlayan harikulade bir sistem. diyelim ki adını bilmediğimiz -yeşil dalga caddesi olsun- yolun başındayız, bir kere yeşil yandı mı bize. hah. işte o andan itibaren 60 km/saat'lik sabit bir hızla ilerlersek bütün lambalardan yeşilde geçebiliyoruz. bence harika. her sistemin olduğu gibi bunun da bugları var tabi ki. mesela trafik sıkışınca işlemeyen bir sistem kendisi, ayrıca kanımca zeki ve çevik türk şöförünün aynı dalgayı saatte 120 km. hızla giderek de yakalayabileceğini anlaması ve yollarda dehşet saçması çok uzun sürmeyecektir diye düşünüyorum.
not: bu sistem birçok şehirde varmış, ben ilk elazığ'da gördüğüm için orayı verdim ördek.

_özel telepati eğitim kurumları_nasıl bir kurumdur bu, nasıl bir kurum ismidir? neden kurulmuştur, neler kurmaktadır? kurum kurum kurulmuş elazığ'lı çocuklar özel telepati eğitimi -bir de devlet eliyle verilmektedir ya telepati eğitimi- mi almaktadır? allah allahtır.

_dorik sütunlu çardak_elazığ gerçekten enteresan bir il. tasarım harikası dorik sütunlu çardaklar, şehrin görülmesi gereken yapay güzelliklerinden biri. anlatılmaz yaşanır sanırım. böyle altı bildiğimiz ahşap bank ama yanlarından etrafına sarmaşık dolandırılmış dorik sütunlar yükseliyor, bankların üzerinde elazığ belediyesi yazıyor. engin ve zengin bir hayalgücünün ürünü.

_yürüyen adamın hareketini abartan trafik lambası_hepimizin yıllardır tanıyıp sevdiği, ya da nefret ettiği, türkiye'de genellikle umursamadığı trafik lambası adamcıklarını hepimiz yıllardır tanıyıp sevmiş ya da nefret etmiş, türkiye'de ise genellikle umursamamışızdır -böyle de döngüye sokarım adamı-. işte her ülkede farklı farklı olan, şekli boyutları, hareketi, duruşu birbir şekilde olan, uğurlarına eylemler düzenlenen (bkz. ampelmænchen) bu adamcıklar genellikle durağan arkadaşlarımızdır. en fazla yeşil olanlarında yürümeyi simgeleyen iki şekil münavebeli olarak yanıp sönerler. zaten yürüme hareketini anlatmak ve yürüme emrini beyne postalatmak için de iki karelik bu simulasyon yeterlidir. elazığ'da rastladığım süper teknolojik trafik lambalarında ise yeşil adamcık mini mini piksellerden oluştuğu yetmezmiş gibi yürüme hareketini saniyede 2 karelik bir hızla yaklaşık 4 saniyede tamamlıyor. bıraksak kalkıp gidecek yani, o kadar yumuşak, o kadar gerçekçi bir yürüyüş. herşey iyi, herşey güzel. sadece şu 3 aptalca soru gelip takılıyor aklıma:
neden?
sıradan trafik lambası adamcıkları görevlerini o kadar mı yerine getirememektedir de yenileriyle değiştirilmektedir?
trafik psikolojisi ortamına bomba gibi düşen bu devrim niteliğindeki fikir kimin aklına gelmiş, hangi parası bol şirket bu fikri çok beğenip bu lambalardan üretmiş ve hangi ileri görüşlü yetkili şehri bu lambalarla donatmak için gerekli emri vermiştir?
zaten doğru dürüst kullanılmayan trafik lambalarını değiştirmeye harcanacak parayla şehrin sinyalizasyon sistemi daha iyi yapılamaz veya akşam arkadaşlar toplanıp içmeye gidilemez miydi?

trafik lambasına fazla celallendim, diğer notlarımı yazacak halim kalmadı. başka zaman artık.

Perşembe, Ekim 12, 2006

tunceli/01

ablamı tunceli'ne yerleştirmeye gidişimizin birinci bölümü malatya-tunceli arası:

9.Ağustos.2006.0932
malatya’dayız. Sıcak ve kuru bir hava. O yüzden ter tabakası ile kaplanıp sırılsıklam olmuyoruz. Malatya havaalanı oldukça küçük ama aynı zamanda askeri havaalanı olduğu için etrafta burunlarına köpek balığı ağzı çizilmiş jetler var.
Şu an havaş’ın otobüsü ile şehre inmek için bekliyoruz. Etrafa bakarak çok bir fikir edinmek mümkün değil. İnsanlar ilk bakışta sakin, sessiz ve kibar. Yola çıktık. Malatya’dan direk Tunceli otobüsüne bineceğimiz için Elazığ’ı, ancak dönüşte görebileceğiz.
Volkanik kayalardan oluşmuş, sapsarı kuru otlarla kaplı, yuvarlak tepecikler, ara sıra kayısı bahçeleriyle bölünüyor.

1015
malatya otogarına geldik. İlk sürpriz, ilk gerginlik. Tunceli’ye bu saatte otobüs yok. Harika. Önce buradan Elazığ’a, oradan minibüsle Tunceli’ne. Ulaşmanın bu kadar zır olduğu bir şehirde yaşam nasıl merak ediyorum. Mecburen aldık Elazığ biletlerini. Ardından annemin isyanı. Her zamanki gibi sinirini ablamdan çıkartması: ‘Malatya’yı beğenmedin bak böyle oldu. Gömleğinin düğmesini kapat vs.vs.’ Ablamın her zamanki gibi anneme çıkışması. Hayatları boyunca böyle mi devam edecek bu? Bilemiyorum. Sonuçta yapacak birşey yok. Elazığ otobüsü 1030’da.

1145
malatya’dan çıktık. Elazığ yolunun yarısı geçti bile. 45 km. Kaldı geriye. Yola çıktıktn bir süre sonra Keban Barajı’nın bir kısmıyla karşılaştık. Önce solumuzdaydı baraj gölü. Bir köprüden geçip sağımıza aldık. Bir süre sonra yavaş yavaş zayıflayıp kayboldu.
Kulaklarımın tıkanmasından gittikçe yükseldiğimizi anlıyorum. Dağlar daha kayalık ve yüksek hale gelmeye başladı. Biraz daha yeşil sanki etraf.

1200
dağlar eski haline döndü. Sapsarı. Çorak. Sağda solda yama yapılmış gibi yeşillikler. Sanırım Elazığ’a geldik.

1207
Elazığ büyükçe bir şehir. 200bin küsür nüfusu var. Yollar düzgün, etraf olabildiği kadar yeşil. Sokaklarda fazla insan yok. Tunceli? 20bin nüfus. Elazığ’ın onda biri. Bir İnönü Stadı kadar insan. Daha bile az.

2005
Eski adıyla Dersim yeni adıyla Tunceli’ye geldik. Şehrin biraz dışında bir misafirhaneye yerleştik. Burası biz gittikten sonra ablamın kalacağı yer. Şehirden ve insanlardan pek birşey anlayamadım henüz.