yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Kasım 01, 2012

esmer tipler


sebzeni bırakıp böyle gitmezdin hiç, yapmazdın
ayları geçti çiğ balık, sen Veli'sin


yapma, yapma
sende mi baklava sığmıyor sende mi?
sen misin ruşeymli ekmekten bahseden?
böyle biftek var mıydı?


yine bana Hüsam, bana yine Nusret var
yine bana esmer tipler düştü, eyvah!


Çarşamba, Şubat 02, 2011

yimeh gaşşığı

almanya'nın en fantastik restoranıymışcasına beşiktaş'ta açılıverdi kochlöffel. sanırsın ki almanya'da nereye baksan, ne yöne dönsen kochlöffel. almanya'da 94 şubesi olan bu zincirin berlin, hamburg, münih, stuttgart gibi şehirlerde tek bir şubesi bile yok. ee ne demişler at yalanı, seveyim inananı.


bugün sipariş verdim kendisinden baget'i -bizim köyde tavuk budunun alt kısmına baget derler- yanlış anladığım için göğüs etli vasat bir baget sandviç yedim. beğenmedim. bir dahakine köşedeki kanatçıdan söyleyeceğim.

Cuma, Temmuz 09, 2010

Perşembe, Şubat 11, 2010

yemek yemek

yemek atlası. şu anda sadece amerika için. fast food restoranlardan tam servis restoranlara, sosyoekonomik dağılımlardan, doğrudan satış yapan çiftliklere kadar her şeye bakabilmek mümkün. ülke ve eyalet bazında da inceleme yapılabiliyor. takdir edilesi bir çalışma.

Pazar, Ekim 04, 2009

şişkosun


neden?

















http://thisiswhyyourefat.com/

Pazartesi, Şubat 09, 2009

muğlak ev yemekleri serisi no:2

bilmemne usulü makarna ve inegöl köfte:
kettle'da kaynattığımız bir litre kadar suyu, bu miktar bir suyu içine aldıktan sonra üzerinde biraz da yer kalacak kadar büyüklükte bir tencereye koyup, üzerine biraz yağ ve tuz ilave ediyoruz. bu besin dolu sıvının içerisine yemeğimizin asıl besin maddesi olan makarnaları (çapraz kesilmiş bambu saplarına benzeyen cinslerden, sanırım fusuli deniyor), makarnanın en üst seviyesi ile suyun yüzeyi arasında bir parmak kadar bir mesafe kalacak şekilde ekliyoruz. sudaki kırılmalardan falan dolayı bir parmaklık mesafeyi ayarlamayı beceremiyoruz ama olsun.
yukarıda bahsi geçen tencereyi -ve dolayısıyla içerisindeki karışımı- baya bir harlı ateşte pişirmeye başlıyoruz. amacımız makarnalar iğrenç derecede yumuşamadan tencerenin içindeki suyun önemli bir kısmını buharlaştırmak. kaynama esnasında suyun içerisine bir adet kafam kadar (bkz. kendi kafanız) sarımsak, çeşitli baharatlar ve 2 adet plastik ördek atıyoruz.
bu sırada daha önceden buzluktan çıkartıp buzlarını çözdürdüğümüz, kulak memesi kıvamına gelmiş inegöl köfteleri ızgara fırınımıza (bkz. muğlak ev yemekleri serisi no:1) diziyoruz. biraz daha iyi pişmeleri açısından bir adet çatalı yere paralel hale getirerek köftelerin üzerine bastırmak suretiyle köfteleri inceltiyoruz ve ızgara fırının kapağını kapatarak onları pişmeye bırakıyoruz.
köftelerimiz pişerken, kaynamakta olan makarnamıza baktığımızda, suyun büyük bir kısmının kendini çektiğini, kalan suyun sarımsak, baharatlar ve makarnanın tamamen kabuğunga olan ve artık kendini bayağı bir salmış olan vitamini ile zenginleştiğini, viskozitesi daha yüksek, bulanık ve çekici bir hal aldığını görüyoruz. su seviyesinin "hmm, evet, oldu sanki." seviyesine inmesiyle beraber tencerenin altını kapatıyor, makarnamızı bir kepçe yardımıyla, direk suyuyla muyuyla beraber çukurca bir tabağa alıyor, üzerine biraz beyaz peynir ufalıyor ve artık büyük bir ihtimalle pişmiş olan köftelerimizi de ayrı bir tabağa (tuz, kırmızı biber, kekik falan ekleyelim) koyarak afiyetle yiyoruz.

Pazartesi, Şubat 02, 2009

muğlak ev yemekleri serisi no:1

kaçkar pilav harçlı pilav:
bir bardak kadar bildiğimiz pirinci ılık suda bekletirken azıcık zeytinyağında yarım çay bardağı -1 de olur çok seviyorsak- arpa şehriyeyi kavuruyoruz. onlar hafif esmerleşmeye başladığında yarım paket kaçkar pilav harcı ve pirinci ilave edip azıcık daha kavuruyoruz. hah tamam dediğimizde iki bardağa yakın su ve yarım kesme şeker koyup kapağını kapatıp kısık ateşte pişmeye bırakıyoruz.

soslu ızgara fırında tavuk: tercihen kanat formundaki tavukları zeytinyağı, tuz, karabiber, kırmızı biber, sarımsak ve kekik karışımında iyice bir mıncıklıyoruz. bunu pilavın pişmesine yakın tercihen eski tip kapaklı ızgaramsı zımbırtının içerisinde pişireceğiz. ızgaranın altına alüminyum folyo serersek sonradan yağ temizleme derdi olmaz. piştikten sonra banıp yemek için bal hardal karışımı hazırlıyoruz. balı baştan az koyalım hardalla karıştırırken bir yandan tadıp, istediğimiz kıvamda ve tatta olmasını sağlayalım.

kırmızı soğanlı yeşil salata: kıvırcık salatayı iyice yıkadıktan sonra elimizle dürüp parça pinçik etmek suretiyle tasın içerisine doğruyoruz. ardından kırmızı soğanı ikiye bölünmüşünün üzerinden bir tur doğradıktan sonra elimizle bir süre mıncıklamak suretiyle azıcık öldürüyoruz. bunları kıvırcıkların üzerine ekledikten sonra keyfe göre zeytinyağı, limon, tuz, karabiber, kekik ve nane ilave ediyoruz.

o sırada büyük ihtimalle pişmiş olan pilavın altını kapatıp dinlenmeye bırakıyoruz. hepsi tamam olunca afiyetle yiyioruz. oley.

Perşembe, Aralık 21, 2006

amadeus

22 eylül 2006
16:35

weserstadion'un -werder bremen'in maçlarını oynadığı weser kıyısındaki stadyum- yakınında amadeus adlı ekanda HSV (hamburg) - Werder maçını izliyoruz. Dün Lagerhaus'ta tanıştığım Stefan'dan Werder ve Alman futbolu hakkında bilgi alıyorum. Werder çok kötü oynuyor. Bir Calzone Tonno ısmarladık. Kocaman şişko bir pidenin içinde ton balığı, mantar, peynir vs., yanında da tam olarak ne olduğunu anlamadığımız pesto-guacamoli karışımı bir sos var. Tabi ki Becks içiyorum. Önce 'Kræusen' diye daha hafif bir bira içtim. Werder ikinci yarıda daha iyi. Yemeğe yumuluyorum.