almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Şubat 18, 2012

gastarbeiter



işçiler çağırılmıştı ama insanlar geldi.

Çarşamba, Şubat 02, 2011

yimeh gaşşığı

almanya'nın en fantastik restoranıymışcasına beşiktaş'ta açılıverdi kochlöffel. sanırsın ki almanya'da nereye baksan, ne yöne dönsen kochlöffel. almanya'da 94 şubesi olan bu zincirin berlin, hamburg, münih, stuttgart gibi şehirlerde tek bir şubesi bile yok. ee ne demişler at yalanı, seveyim inananı.


bugün sipariş verdim kendisinden baget'i -bizim köyde tavuk budunun alt kısmına baget derler- yanlış anladığım için göğüs etli vasat bir baget sandviç yedim. beğenmedim. bir dahakine köşedeki kanatçıdan söyleyeceğim.

Pazartesi, Temmuz 05, 2010

Cumartesi, Mayıs 22, 2010

r'n'besk

almanya'daki türklerin bir kısmı kendilerini amerika'daki zencilerle özdeşleştiriyorlar. hal böyle olunca zencinin r&b'si ile türkün arabeski birleşiveriyor. en ünlü yıldızı da muhabbet. şimdi gelin kendisinin "kollarımda yatıyor, buna dayanamıyorum, son sözleri böyleydi, seni seviyorum dedi ve gitti" isimli şarkısına kulak verelim.

Cuma, Nisan 02, 2010

ikibirikibirikibirikiiki

uefa avrupa ligi çeyrek final ilk maçlarında dört maçtan üçü ev sahibi lehine 2-1 sonuçlandı. fulham wolfsburg'u bence sürpriz sayılabilecek bir şekilde, hamburg liege'i beklendiği şekilde, benfica'da bir saat 10 kişi oynayan liverpool'u, iki penaltı golüyle bir şekilde 2-1 yenmeyi başardı. dördüncü maçta da ev sahibi iki gol atmış olsa da çok atıp çok yiyen atletico bu gece deplasmanda iki gol sıkıştırabilen tek takım oldu.

bana kalırsa yarı final dörtlüsü wolfsburg, hamburg, -bir şekilde- liverpool, -şanslar eşit ama- atletico şeklinde olacak. ordan sonra da çok güzel 5 maç izleriz. hadi bakalım.

Çarşamba, Ekim 14, 2009

wand


"niemand hat die Absicht ein Wand zu erstellen"

berlin'de duvarın yıkılışının 20. yılı kutlamalarında oyuncuların dev kuklalar sahnenin de şehir olduğu bir sokak tiyatrosu oynanmış. duvar'ın ayırdığı büyük dev ile küçük dev (resimdeki), berlin sokaklarında birbirlerini arıyorlar. hikayenin tamamı ve diğer fotoğraflar.

Perşembe, Haziran 12, 2008

sen ne güzel olursun yensen çek cumhurunu

abi araba gidiyo

internetin dört bir yanı yorumlar sardı biliyorum ama ben de konuşmadan edemeyeceğim. dün isviçre'yi bir şekilde yendik. bir şekilde diyorum çünkü hala ilk 11'imiz kimlerden oluşur, nasıl bir taktikle sahaya çıkarız, kimin görevi nedir gibi soruların cevabına muvaffak olabilmiş değilim. bence baya bildiğin gazla çalışan bir takımız, hadi hop saldırın diyince bir şekilde kazanıyoruz. nihat'ın neredeyse hakan şükür modeli tek forvet, hamit'in sağ bek oynatılmaya çalışıldığı bir de bunlara miadı dolmuş tümer, en büyük kamyoncu emre ve feleği şaşmış tuncay'ın eklendiği bir kadroyla iyi de kazanıyoruz bence. tüm zamanların en anlamsız teknik direktörü fatih terim sağolsun ilginç bir şekilde iki doğru değişiklik yapmasaydı onu da başaramayacaktık. neyse. türkiye'nin herhangi bir maçı için önceden bir yorum yapmanın da son derece anlamsız olduğunu düşünüyorum. hayatımda daha bu kadar istikrarsız, bu kadar dengesiz, oyuncu performanslarının bu kadar değişken olduğu bir takım daha görmedim. pazar günü ne olacak bilemiyorum. hayırlısı diyorum.

turnuva için ise dileğim bizim gruptan portekiz ve bizim, b'den almanya ve hırvatistan, c'den hollanda ve italya ve d'den de ispanya ve isveç'in çıkmasıdır. çeyrek finalde gereksiz takımların elenmesinin ardından bir portekiz-almanya, hollanda-ispanya yarı final serisi de tadından yenmez. o maçlardan kim gelse olur ama şöyle nostaljik bir hollanda-almanya finali (en son hollanda-almanya finali 1974 dünya kupası) gerçekten çok hoş olur diye düşünüyorum. en son dünya kupası dileklerim pek gerçekleşmemişti, zaten dilek işte içinde mantık aramamak lazım.

Perşembe, Ağustos 23, 2007

egzantrik alman ürünleri

az sonra bahsedeceklerimin hepsi alman icadı olmayabilir, ancak ben ilk kez almanya'da karşılaştım bunlarla. bi gün çok param olursa hepsini türkiye'ye ithal edip daha çok param olcak.

muzlu süt kamışı:
bildiğiniz kamış bu. ancak içi böyle muz aromalı küçük topçuklarla dolu ve üst ve alt kısmında bunların dökülmesini engelleyici delikli plastik parçalar var. bu kamışı normal sütün içine koyup hüpletince süt o topçukların içinden geçip ağzımıza muzlu süt olarak ulaşıyor. pek pratik.

içecek şurubu:
milk shake ya da starbucks'ın frappe bardaklarında benzeyen bir kutunun içinde şurup dolu poşetler var 3-4 farklı aromada -orman meyveleri, muz vs-. istediğimiz şurubu seçip bardağa boşaltıyoruz. üzerine çizgiye kadar su koyup karıştırınca meyveli gazoz gibi birşey oluyor. çok başarılı değil ama denemesi güzel.

dokunmatik trafik lambası:
kavşaklarda trafik lambalarının kenarına iliştirilmiş sensörler. karşıdan karşıya geçmek isteyince buna dokunuyoruz. bi süre sonra yayalara -ya da bisikletlere- yeşil yanıyor. ama bu zımbırtıya dokunmak ışığın yanmasını ne kadar çabuklaştırıyor, o çabuk yanan ışık sonra diğer ışıklara nasıl yetişiyor, sinyalizasyon sistemi nasıl altüst olmuyor. bunu bilemiyorum doğrusu.

kutuda kruvasan hamuru:
yaklaşık iki axe deodorant kutusu büyüklüğünde bir kutu. iki tarafından tutup ters yönlere çevirince puf diye açılıveriyor kartonunun bağlantı yerlerinden. içinden milföy hamuruna benzer üçgen parçalar çıkıyor. bunları -içine nutella ya da reçel koyarak- yuvarlayıp kenarlarını da hafiften içe bükerek o güzel kruvasan formuna sokuyoruz. sonra fırınlıyor, fırından çıkınca da sıcak sıcak yiyoruz. ağzımız yanıyor sıcak reçelden ama doyamıyoruz tadına.

yarı pişmiş ekmek:
dışardan bildiğimiz baget ekmeği gibi görünüyor. ama içinde bişeyler var. yağ-baharat, ya da yağ-sarımsak. tek parça halinde kalacak gibi dilimlenmiş. poşetinden çıkarıp fırında 15 dakika pişiriyoruz. dünyanın en güzel ekmeği oluyor. bunun bir de ufak içi hiçbir şeysiz olanları var. onlar da güzel çünkü direkt fırından yeni çıkmış ekmek gibi oluyor. gibisi fazla.

ofenkæse:
en güzeli en sonra sakladım. ince, tahta, silinidirik bir kutu içerisinde 10cm. çapında bir tekerlek -genelde camembert- peynir var. kutunun üzerini açıp, peyniri kabından çıkartıp kutu ile beraber fırına koyuyoruz. 10 dakika sonra üzerini x şeklinde kesip kenarları dışarı doğru katlıyoruz. böyle 5 dakika daha pişiyor. sadece üzerine tuz ve karabiber döküp ekmekle -tercihen az önce bahsettiğim baget ya da normal bagetle- girişiyoruz. ufak görünse de 3 kişi gayet doyuyor bir tanesiyle. dünya üzerinde daha güzel bir yemek var mı bilemiyorum.

Pazar, Mayıs 13, 2007

kişisel güncelleme

uzun süreli bir blogsal suskunluğun ardından hayatım hakkında bir kişisel güncelleme yapma ihtiyacını hissettim. bakalım son 3-4 ayda neler olmuş bitmiş:

bremen'den şubat sonunda dönerek bir tür bunalıma girdim burada. seviyorum ben almanya'yı kardeşim, orada -tabi her şehir olmaz, berlin, hamburg ya da bremen olacak- kalmak çalışmak okumak yaşamak istiyorum. bununla ilgili girişimlerimden bahsedeceğim birazdan.

Aslında tam da giremedim bunalıma çünkü fazla zamanım olmadı, gelir gelmez Sabancı'da çalışmaya başladım tekrar. Bu sefer Bratislav Pantelic yerine Marsye Poseaner'in asistanlığında. Maryse'ten taa yüksek lisansın ilk senesinde bir ders almıştım İTÜ'de. Dünyanın en şeker insanlarından biri kendisi.

SU'daki dersin adı Major Works of Modern Art. Manet'den başlayarak her hafta bir büyük sanatçının -major artist- büyük eseri -major work- inceleniyor. Dersten sonra çocuklar sectionlara ayrılıyor. ben de onlara o haftanın konusuyla ilgili birşeyler anlatıyorum. Oldukça güzel bir iş, ama tabi bir noktadan sonra bloggerınızın tatminsizlik şalterleri açılıveriyor. Geleceği bu işte değil sonuçta yeni şeyler arıyor istiyor bekliyor.

Yine gelir gelmez Burcu'nun doğaüstü gazlarıyla -vücudundan çıkan değil tabi sözlü olarak verdiği gazlar- tez ile ilgilenmeye başlamıştım ki araya İtalya telaşı girdi. burada da sıklıkla dile getirdiğim five senses projesi ile Milano Design Week'e katıldık. pek civcivli bir hafta oldu. detaylarına burada girmeyeceğim, ona ayrı bir posta gerekir.

İtalya'daki fuar ardından Almanya'nın yolunu açtı. italya'da bizim standı gören designmai insanları 'bizim fuara da gelsenizeee' şeklinde davet ettiler bizi, ancak çok az zaman kaldığından ve herkes çok yorgun olduğundan kimse yanaşmadı katılmaya. ben de sordum 'tek başıma katılabiliyor muyum?' diye. Dediler resim-bilgi yolla bakalım, yolladım baktılar, tamam dediler. attım ürünlerimi bavuluma, vurdum bavulu sırtıma, gittim almanya'ya. yine harika bir 10 gün geçirdim, yeni yeni yerler gördüm, yeni yeni insanlar tanıdım, ürünlerimi sattım geldim.



yurtdışı damarlarım yine kabar kabar kabardı tabi ki. tutturdum yine içimden gidicem de gidicem diye. şimdi önümde tez, askerlik, iş ve vize derdim olmayan bir 3 ay var. riski de az, başarırsam kalırım başaramazsam dönerim gibi bir durum var. 1-2 hafta içerisinde netleşecek bakalım herşey. heyecanlıyım.

bunun yanında çevremde gelişen olaylardan da bahsetmek gerekirse:
burcu ile volkan evleniyor ağustos'ta şaka gibi, ayrıca burcu master'ı bitiriyor işallah, annem ağırlık noktası emlakçılık olan ica adında bir emlak, inşaat, danışmanlık, sağlık, tasarım, sağlık vs. şirketi kurdu. artık bir aile şirketimiz var, bodur bu sabah prag'a gitti, artık bir süre olacak, sonra da işallah avustralya yerine ingiltere'ye falan gidecek benim kafamı kızdırmayacak.

Salı, Mart 27, 2007

sonra neden...

bremen'deki türklerden birinin istemdışı -istemdışı olarak değil de fark etmeden diyelim- kurduğu bir cümleye takıldım kaldım. şimdi bu arkadaş sokakta, okulda, barlarda bir sürü güzel kız görüyor. ama gelin görün ki -doğal olarak- bu kızların hepbirinin bir erkek arkadaşı var dolayısıyla az sonra o fantastik cümleyi kuracak arkadaşa kimse bakmıyor.
arkadaşımız -adı süleyman olsun- ise isyanını şu naçizane cümle ile dile getiriyor:
'sonra süleyman niye 31 çekiyor diyorlar.'
kısa bir mantık zinciri üzerinden 'oxford vardı da biz mi okumadık' ya da 'petrol var da biz mi içtik' mealine gelen bu cümleyi birçok farklı ortamda ve amaçla kullanmak mümkün. bu güzel cümle yapısını -bana ait olmasa da- türk insanının yaratıcı dimağına armağan ediyorum.

Pazartesi, Mart 19, 2007

derdiyoklar

malatya'lı iki genç almanya'nın darmstadt kentine yerleşip müzik yapmaya başlarlar. Ben herhangi bir kalıba sokmakta zorlanıyorum. Zira albümlerde özgün pop ya da easy listening arabesk yapan bu arkadaşlar, konserlerde -bunlar tabi oradaki düğünler oluyor- bir saykodelik disco folk grubu haline dönüşüyorlar. white stripes falan bütün orjinalliğini yitiriyor bunları dinleyince. al işte bir gitar bir bateri alternatif folk yapıyor adamlar.

ayakkabı ile gitar çalmak mı dersin, davullar üzerinde gezinme -bagetlerle tabi- mi dersin, ne ararsan var. Bir de bütün bunların ortada çocukların koşturduğu, sahneye gelip peçete ile istek yaptığı bir ortamda gerçekleştiğini hesaba katarsak olayın kiçlik boyutu ikiye katlanıyor. Neyse ben sizi Derdiyoklar ile başbaşa bırakıyorum.


Cuma, Kasım 03, 2006

geriden gelen

sonunda yazınsal anlamda almanya'ya ulaşabildim. mutluyum gururluyum.

Pazartesi, Ekim 30, 2006

Balance

geçen yaz düsseldorf'ta bir film müzesinde izlemiştim bu filmi ve çok beğenmiştim. oscar da kazanmıştı yanlış hatırlamıyorsam. en sevdiğim stop-motion'lardan biri.

court metrage balance de wolfgang lauenstein & christoph lauenstein
hamburg & kassel

Cuma, Haziran 16, 2006

sanal dünya kupası

kafamdan oynattım dünya kupası maçlarını, şöyle bir sonuç çıktı ortaya. bir kısmı gönlümden bir kısmı kafamdan geçenler. bu yazıyı yazdığım gün ilk tur maçlarının yarısına falan gelinmiştir.
2. tur maçları:
1 almanya - isveç : isveç iyi ama almanya çok daha hırslı. almanya
2 arjantin - portekiz : arjantin
3 ingiltere - ekvador : ingiltere daha mantıklı gözükse de ekvador bir azim yapıp alsa ya
4 meksika - hollanda : meksika fena değil ama hollanda alır gibi
5 çek cumh. - avustralya : çekler japonya'ya benzemez direk dağıtırlar
6 isviçre - ukrayna : isviçre çok direnir ama ukrayna ispanya'nın intikamını onlardan alır
7 brezilya - italya : iyi takımlardan birine veda, hiç canım istemez ki italya çıksın
8 ispanya - fransa : koçum ispanyollar uyuşuk fransızları şöyle bir silkelerse süper olacak.

çeyrek final
a almanya - arjantin : allah kahretsin ya bu kadar erken karşılaşılır mı? hiç belli olmaz kimin çıkacağı ama arjantin gibi ya offf.
b çek c. - ukrayna : tek şevayla buraya kadar, çekler favorim.
c ekvador - hollanda : hollanda sakata gelebilir gibi ama ekvador'un gücü bence buraya kadar yeter
d brezilya - ispanya : bir allah kahretsin maçı daha. bana kalsa brezilya'ya bu kadar yeter. ispanya kasarsa alabilir ama zor ya.

yarı final
I arjantin - çek c. : arjantinliler noluyo lan şaka maka kupaya gidiyoruz moduyla bu maçı bırakmayacaklardır.
II hollanda - brezilya: hollanda bu hiç belli olmaz ama brezilya çıksın

3.lük maçı
çek c. - hollanda: iki mutsuz ekip, çekler daha bir heyecanla oynayıp alabilirler.

final
arjantin - brezilya: işte süper final, isterdim ki almanya arjantin final oynasın ama mümkün değil. finalde ne olacağı belli olmaz. ama yürü be arjantin demek istiyorum.

şampiyon arjantin!!!

not: eğer gönlümden geçenler iyice ağır bassa ne olur diyorsanız ispanya - arjantin finali olur ve tadından yenmez gerçekten. ispanya - almanya da kabulümdür.

not2: günler geçtikçe güncelleyeceğim buraları böyle.

Perşembe, Haziran 15, 2006

dünya kupası

google'da world cup diye aratınca o anki maç sonucunu ve bir sonraki maçı gösteriyor en başta. ne güzel değil mi?