belediye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
belediye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ağustos 18, 2011

temiz bir çevre için ayaklar havaya


Salı, Şubat 15, 2011

denet adam ep.2



denet adam taksim meydanı'na yapılmış çiçekten dev kedi heykeline baktı. jeff koons'un puppy'sinin yandan yemiş bir versiyonu olan ve mekanla hiçbir ilişkisi olmayan bu heykeli kimin düşünüp oraya koymaya karar vermiş olabileceğini düşündü. kedinin üzerindeki çiçekler arasında yer yer boşluklar fark etti. gözleri de bir garip bakıyordu kedinin.



taksim meydanı olarak tanımladığımız bölgede bu garip kediden başka ne gibi garipliklerin olduğunu düşündü denet adam. taksim parkı girişinde genellikle boş duran sadece bir takım el işi fuarlarında, önemli gün ve haftalarda kullanılan boş ve atıl bir alan. dev konik ağaç ekran, beyaz plastik akbil satış kabinleri, giriş yapılamayan metro girişleri, çimeni olmayan minik toprak alanlar, dev bayrak direği dev elektrik direği, su deposunun önünü kapatan polis bariyerleri, üç foreks plakanın birbirine çatılmasından oluşan reklam panoları. taksim meydanı tam bir gereksiz nesne çöplüğü diye geçirdi içinden denet adam.

denet adam

denet adam taksim meydanı'na taksim parkının tam girişine kurulan ucube dev koni ekrana baktı. devrim sonrası rusya'sından fırlamış gibi görünen bu yapının tepedeki yaklaşık 10'da 1'lik kısmın yamuk olduğunu fark etti. ayrıca ekran üzerinde piksel görevi gören ışıklar çok seyrek bir şekilde yerleştirilmişti ve koni de yukarıya doğru çok fazla daralıyordu. bu da üzerinde yazan yazıların okunmasını zorlaştırıyordu. ayrıca koni üzerinde akan yazılar akıcı bir şekilde ilerlemiyordu. denet adam hangi aklı evvelin böylesine saçma bir yapıyı tahayyül edip hangi sebeple oraya diktirmiş olabileceğini düşündü.

Salı, Ocak 04, 2011

amıdiyimbemidiyim

İstanbul Ulaşım 2000 yılında bir yerli tramvay sevdası ile yola çıkmış. Aylar ayları, yıllar yılları izlemiş, bir arpa boyu yol gidilememiş. İnternet sitesinde aslında birden fazla model var gibi görünse de aslında tek bir model var.
En son 2009 yılında Zulu Design'a bir yerli tramvay yaptırıldı. Hatta adı da -koç yalamakla ağız aşınmadığından- RTE 2009 -Recep Tayyip Erdoğan değil Railway Transport Equipment efendim- kondu, hatta hatta bu model tasarım sergilerinde sunuldu, hatta hatta hatta dağlara taşlara yazıldı yerli tramvay raylarda diye.
Peki raylara çıkmadı mı tramvay? Aslında çıktı çıkmasına, ancak güvenlik ve elektrik testlerinden geçemediği için apar topar geri çekildi. Sonra kendisinden haber alınamadı, ancak son olarak alstom'dan 37 adet yeni tramvay alındı ve kabataş-zeytinburnu hattında çalışmaya başladı. Biz de dedik ki ha demek ki yalan oldu yerli tramvay yaşasın yabancı tramvay -illa yerli olsun gibi bir derdim yok, alstom'u severim-.
Şimdi İstanbul Ulaşım diyor ki: İstanbul tramvayını seçiyor. E kardeşim siz yerli tramvay tasarlatmadınız mı adamlara? Şimdi biz neyi seçiyoruz? Varolanı mı değiştireceksiniz, yoksa yeni baştan mı yapacaksınız? Ayrıca madem yerli tramvayın üzerine gidilecek o zaman neden 37 tane yeni araç alındı? Ayrıca toplu taşıma aracını halkın seçmesi (aynen vapurda olduğu gibi) nasıl bir yutturmacadır? Tasarım konseptine endüstriyel tasarımcı karar verir, ben ne anlarım ki tramvay tasarımından.
Hepsini geçtim, İstanbul -ve daha önceki yerli tramvay- ile hiçbir alakalarının olmamasının -ki olmasına gerek yok hatta olmasın da- araçlar neredeyse birbirinin aynısı. Aynı bıkın kırmızısı. Büyük ihtimalle 3-5 farklı firmaya yaptırdıkları konsept çizimlerinden ve modellerden -siz birşeyler çizip getirin, üzerinde konuşalım- genel müdürün hoşuna giden iki tanesini seçip koymuşlar siteye, biz de kendimizi tramvay seçiyor sanıyoruz.

Pazartesi, Temmuz 05, 2010

dingo kimdir?


Geyikli - Bozcaada feribotlarının orada kocaman bir tabelada yazıyor bu. yemin billah. Müzisyen, hurdacı ve seyyar satıcının ortak yanı nedir onu anlayamadım yalnız? Neyse böyle bir şey var yani, adaya gitmek isteyen tüm müzisyen, hurdacı ve seyyar satıcılara duyurulur, hanzo olarak giriş serbest bu arada.

Çarşamba, Haziran 09, 2010

şehri(n) ebesini (b)ellemek

pera müzesi'nde henri prost'un istanbul planlaması (1935-50) sergisini gezmeye giderseniz ardından bir de menderesin istanbul planlamasına bakmayı unutmayın. hatta hızınızı alamayın bir de dalan'ın istanbul planlamasına bakın. kendisinin istanbul planlamasından anladığı aşağıdakidir işte. peyzaj meyzaj dinlemeden koca bir semti boydan boya yararak yol açmak. 1984-86 arası gerçekleşen bu kıyımdan geriye yarıya bölünmüş binalar ve sosyal açıdan ikiye bölünmüş bir semt kaldı. şimdi başka cahillerin yönetimi altında o semtlerden biri tamamen yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya. şimdi aynı güzergah üzerinde yer altından raylı sistem geçiriliyor. 25 sene sonra. 

Cumartesi, Mart 27, 2010

sulukule revisited

bundan 2 hafta önce recep romanlara toplu konut sözü verdi. onlar da alkışlayıp göbek attılar. bu duruma umutla bakanlara sulukule toki orkestrasından geliyor:

yüzlerce aile yerlerinden edildi. evlerinin üzerinden dozerle geçildi. neredeyse 1000 yıldır yaşayan bir yer resmen katledildi. peki sonuç? taşoluk'a taşınan 337 aile şimdi gerisin geri Sulukule'ye geliyor. toplu konutlarda kalan aile sayısı 9. ne diyeyim bilemiyorum.


Pazar, Mart 07, 2010

köpek faşizmi

istanbul'daki sokak hayvanlarına yapılan kıyımdan bahsediliyor farklı ortamlarda. özellikle sokak köpeklerinin periyodik olarak toplanıp ormanlarda terk edildilerek ölüme bırakıldığını biliyoruz. bazı insanlar ve kurumlar da buna karşı bir şeyler yapabilmek için uğraşıyor. peki bu katliam ne zaman başladı? aslında belki de çoğumuzun aklına gelebilecek tarihten çok daha önce. 1800'lü yılların başında 2. Mahmut'un emri ile İstanbul'un sokak köpekleri Sivriaada'ya (Hayırsızada) götürülerek ölüme terk ediliyor. 1908 devriminden sonra ise Jön Türkler'in icraatlarından biri olarak 1910'da 40 bin kadar köpeği yine aynı adaya bırakılıyor. Cumhuriyet döneminin bu "soruna" bulduğu çözüm de aynı. 1936 yılı boyunca İstanbul sokaklarından 20 bin kadar köpek temizleniyor. Topbaş rejimi altında da sayısının on binleri bulduğunu düşündüğüm sokak köpeği hayatını kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor. aslında çok da şaşılacak bir durum yok. sevgi ve merhamet de bir yere kadar. hayvanları severiz ama o sokak köpekleri falan, çok pis yani.

 
1910 senesindeki temizlikten resimler

Cuma, Eylül 11, 2009

yahya kemal mehmet

beşiktaş'ta barbaros bulvarı boyunca sol tarafta uzanan büyük ve güzel bir park vardır. yahya kemal beyatlı parkı. yıldız'daki girişinde ağaçların altında beyatlı'nın bir bankta elini şakağına dayamış halde oturduğu pek hoş da bir heykeli bulunur.

bundan birkaç ay önce parkta neden olduğunu anlamadığım bir şekilde yenileme çalışmaları başlatıldı. bütün park kazıldı, taşlar yerinden söküldü, onların yerine rulo çimler ve eskisinden az farklı taşlar döşendi. son 2 senede istanbul'u işgal eden, neredeyse sadece çocukların ve türbanlı teyzelerin kullandığı, telemarketing reklamlarından fırlamış, estetik faciası abidik jimnastik aletleri yerleştirildi bir köşeye de. en beteri de doğaları itibariyle zaten yeşil olan ağaçlar kocaman yeşil halojen ışıklarla aydınlatıldı. geceleri bu parkta gezerseniz belki siz de küçük, şirin marslılarla karşılaşabilirsiniz.

yine de, bütün bunları bir kenara koyuyorum. fantastik boyutlara varmış olsa da, artık klasikleşmiş olan belediye zevksizliği ve gereksiz tadilat mantığı beni çok fazla şaşırtmıyor. benim, bu parkın yeni düzenlemesini planlayan ve bunu onaylayan arkadaşlara tek bir sorum var:

adı yahya kemal beyatlı parkı olan ve içerisinde de parka adını veren kişinin bir heykeli olan bir parkın orta yerine neden kırmızı mermer üzerine altın görünümlü heyüla gibi bir fatih sultan mehmet heykeli dikme ihtiyacı duydunuz?