dünya kupasında çeyrek final öncesi tahminlerimizi yazdık bir kağıda. şampiyon dışındaki her tur için 1 bira koydu herkes. futbolla uzaktan yakından alakası olmayan frederik 8 çeyrek finalisti birden bilerek harikalar yarattı. bahis oynasa köşeyi dönmüştü, sadece 3 bira kazanabildi. çeyrek finalden itibaren ise şampiyon da dahil olmak üzere en başarılı tahminleri ben yaptım. göbeğim de kazandığım biralar oranında büyüdü. şimdi dünya basketbol şampiyonasına kadar dinlendiriyorum.
bira etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bira etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazartesi, Temmuz 26, 2010
zilyoner
etiketler
2010,
bira,
dünya kupası,
güney afrika,
tahmin
Perşembe, Eylül 10, 2009
Salı, Ocak 20, 2009
yaşasın!
emekli oluyorum.
bundan tam 7 yıl 6 ay 9 gün önce çalışmaya başlamışım.
her şey yolunda giderse 3 temmuz 2042 yılında emekli olucam. ilk aylığımla herkese benden bir uzay birası. ya da belki su sıkıntısı yüzünden viski biradan daha ucuz olur. ucuza kaçarım o zaman.
bundan tam 7 yıl 6 ay 9 gün önce çalışmaya başlamışım.
her şey yolunda giderse 3 temmuz 2042 yılında emekli olucam. ilk aylığımla herkese benden bir uzay birası. ya da belki su sıkıntısı yüzünden viski biradan daha ucuz olur. ucuza kaçarım o zaman.
Salı, Ekim 30, 2007
ilk içkiler
bir haftaiçi akşamüstü nevizade'de masaya gelen, belki de haftanın ilk birasından aldığın ilk yudum. her zamanki gibi, ama yine de heyecan verici, rahatlatıcı. ne zaman, ne mekan, ne de eylem sıradışı, ama başka birçok şeyden daha inandırıcı, hayatında birşeylerin değişebileceği konusunda.
bir haftasonu sabahı evinde masaya gelen kahvenin ilk yudumundan bir farkı yok aslında, ama çok farkı var. neden?
a.19.06.07.nevizade.1730
etiketler
alkol,
bira,
duygular şelale,
istanbul,
nevizade
Pazartesi, Nisan 09, 2007
tek başına

Bu şehrin tadı bazen en iyi tek başına çıkıyor. İlkbaharda, gündüzleri ve güneşli günlerde. Kimseye odaklanmak zorunda kalmadan, üşümeden, ıslanmadan, terlemeden, sadece ve sadece şehre ve ona ait olanlara bakarak.
Ancak böylesine açıkken zihnin, fark edebiliyor ve anlayabiliyorsun olağandışılığını ağır ağır ilerlemesini annesinin omzunda uyuyan çocuğun, anlamsızlaştıkça vazgeçilemez oluşunu dükkanının önünü süpürmesinin ama aslında temizlememesinin yaşlı amcanın, kuşkucu umusamazlığını gömleğini pantolonunun içine sokarken etrafı kuşkulu bakışlarla süzen adamı ve zamanı parçalayışını yavaş yavaş azalan bira köpüğünün.
Ancak bu yalancı yabancılaşmayı yaşadığında şehrin dışına çıkabiliyor ve ona o aslında var olmayan noktadan bakabiliyorsun. Çünkü ne kadar kandırsan da kendini, ne kadar uzaklaşsan da, uzaklaştırsan da kendini, hala onun içindesin, hala ona aitsin ve hala aynı dili konuşuyorsun onunla. Anlamamazlıktan gelemiyorsun o yüzden de, o seninle konuştuğunda.
Çok fazla sürmüyor bu kopuş, sonra yine tanıdık bir şarkı, bildik bir yüz, alışıldık bir hareket tutup geri getiriyor seni. Kaçabiliyorsun ama saklanamıyorsun. Ne kendini ondan, ne onu kendinden koparıp atabiliyorsun. Köklerin çok derinlerde başın toprağın üzerinde olsa bile, gidemiyorsun başka şehirleri özlesen bile.
9.4.7.15.30.a.nevizade
Perşembe, Aralık 21, 2006
amadeus
22 eylül 2006
16:35
weserstadion'un -werder bremen'in maçlarını oynadığı weser kıyısındaki stadyum- yakınında amadeus adlı ekanda HSV (hamburg) - Werder maçını izliyoruz. Dün Lagerhaus'ta tanıştığım Stefan'dan Werder ve Alman futbolu hakkında bilgi alıyorum. Werder çok kötü oynuyor. Bir Calzone Tonno ısmarladık. Kocaman şişko bir pidenin içinde ton balığı, mantar, peynir vs., yanında da tam olarak ne olduğunu anlamadığımız pesto-guacamoli karışımı bir sos var. Tabi ki Becks içiyorum. Önce 'Kræusen' diye daha hafif bir bira içtim. Werder ikinci yarıda daha iyi. Yemeğe yumuluyorum.
16:35
weserstadion'un -werder bremen'in maçlarını oynadığı weser kıyısındaki stadyum- yakınında amadeus adlı ekanda HSV (hamburg) - Werder maçını izliyoruz. Dün Lagerhaus'ta tanıştığım Stefan'dan Werder ve Alman futbolu hakkında bilgi alıyorum. Werder çok kötü oynuyor. Bir Calzone Tonno ısmarladık. Kocaman şişko bir pidenin içinde ton balığı, mantar, peynir vs., yanında da tam olarak ne olduğunu anlamadığımız pesto-guacamoli karışımı bir sos var. Tabi ki Becks içiyorum. Önce 'Kræusen' diye daha hafif bir bira içtim. Werder ikinci yarıda daha iyi. Yemeğe yumuluyorum.
Perşembe, Ekim 24, 2002
ders kırması
nillnen dersi kirikiriverdik bugun bi anda ama sumruyu kiskirtamadik malesef. önce içmeye hadihadi icmeye die giderkene bi anda paul auster'in yönettigi luluonthebridgewalkingacrossthestreetwatchherdieslowly adli filme girdik. girmez olaydik. yani adam üç bes egzantirik durum katmasamis saf bir romantik komedi olacakmis. Harvey Keitel'i hic böle görmemistim ölümüne sempostu.
Filmin yarisinda çikip gizli bahcede biramdan ilk yudumu aldigimda -nili orda birakmadim tabi ama o kahve iciodu- aslinda ilk kararimin ne kadar dogru oldugunu farkettim -öss'de de öle demislerdi zaten.ama peki mesela anadolu liseleri sinavinda derler ki çisiniz gelirse yapin.yapin yapin. ama öss'de demezler böle bisi. nie? karizmanin önemi mi devreye girio orda?-.
Filmin yarisinda çikip gizli bahcede biramdan ilk yudumu aldigimda -nili orda birakmadim tabi ama o kahve iciodu- aslinda ilk kararimin ne kadar dogru oldugunu farkettim -öss'de de öle demislerdi zaten.ama peki mesela anadolu liseleri sinavinda derler ki çisiniz gelirse yapin.yapin yapin. ama öss'de demezler böle bisi. nie? karizmanin önemi mi devreye girio orda?-.
etiketler
bira,
ders kırmak,
film,
gizli bahçe,
harvey keitel,
istanbul,
lulu on the bridge,
nil,
öys,
paul auster,
üniversite
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
