Pazar, Temmuz 13, 2008

hal hatırley (yönetmenin altyazısı)


hal hatir from avsar gurpinar on Vimeo.

yutup öldü yaşasın vimeo

beyninden kıvılcımlar saçan telekomünikasyon iletişim başkanlığı'nca engellenen sevgili youtube'un artık geri dönüşü olmayacakmış gibi görünüyor. yok ktunnelmış yok ninja cloakmış derken ben de yoruldum artık. bu sebeple nicedir kullandığım pek harika vimeo'ya geçiş yaptım. haftalık 500mb upload sınırı bulunmakta kendisinin, videolar adam gibi etiketlenebiliyor, istenirse download izni verilebiliyor ve görebildiğim kadarıyla eli yüzü düzgün videolar barındırıyor. tabi ki youtubeda bütün gece videodan videoya koşmak, onları birilerine yollamak falan bambaşka ama bütün bunlara bir süreliğine ara veriyor, kendimi vimeonun güzel ve şefkatli arayüzüne bırakıyorum. sağ tarafa da sürekli bir vidyo bantı koydum. afiyet şeker olsun, löp löp et olsun.


a recorder in cheap plastic from avsar gurpinar on Vimeo.

Perşembe, Temmuz 10, 2008

ben iyiydim. çevrem de iyiydi.

komplike ismail, sofistike ercan, proaktif muammer. hepsini ayrı seviyorum. hepsinin yeri ayrı. liste uzatılabilir tabi.
dışavurumcu hatice, agnostik tamer, presbiteryen mualla. ilk grup kadar olmasa da bunlar da iyidir.
bir de eskiler var.
fukocu reşit, libidinal hasan ve spektaküler kemal. bunlardan zerre kadar hazzetmem. günahımı vermem. sokakta görsem omuz vurup geçerim.

Perşembe, Temmuz 03, 2008

yeni yaşta kurumsal kutlayışlar

hepsinden önce kitapyurdu vardı. doğumgünüme daha saatler varken attıkları bir maille doğumgünümü kutladıklarını ve bugün yapacağım alışverişlerde kargo ücreti alınmayacağını bildirdiler. o an sarılıp öpmek istedim kendilerini gerçekten. hemen gittim iki kitap aldım. kargo ücreti de vermedim. allah onlardan razı olsun. arkasından bir kaç saat süren bir sessizliğin ardından 12'ye iki dakika kala arkitera kısa ve öz bi mesajla bana iyi seneler diledi.


merhaba avşar diyerek samimi bir hava yakalamışlar. ancak ne bir promosyon, ne bir teklif, ne bir şey. kuru kuru tebrik. tabi ki çöp kutusunu boyladı o posta. son olarak da hsbc'nin pastalı mumlu kurdeleli pek grafik iyi ki doğdunuz maili geldi.



sayınlı kısmı ile tebrik kısmı arasındaki font uyuşmazlığından ve gece 12'yi bilmemkaç geçe gelmesinden de anlaşılabileceği gibi otomotik olarak yollanmış bu e-postadan da hiç hazzetmedim. hatta kendisine arkitera'nınkinin de ötesinde bir nefret duydum. zira arkitera en azından mütavazı ve "ben otomatik bir mesajım, alabildiğine sade, sana gül bahçesi vaad etmiyorum" havasındayken eyçesbiisii'nin maili daha bir iştah kabartıcı daha bir beklenti uyandırıcı. sanki her an "bugün doğumgününüz o yüzden hesabınıza helalinden 20ytl yatırdık." ya da "doğumgününüzde alacağınız ihtiyaç kredisine fazladan 36 taksit daha yapıyoruz var mı ulan?" diyecekmiş gibi bir havası var. ama nerde? sevmiyorum seni hsbc, açıp baksaydın hesap hareketlerime, daha doğrusu hareketsizliklerime, seni ne kadar sevmediğimi anlar ve bunu değiştirmek için bir şeyler yapardın ama artık çok geç. üzgünüm.

son olarak ise zibidik ereyon adlı alışveriş sitesinden bir tebrik mesajı geliyor. bu sanırım şu ana kadarkilerin en kötüsü. hem alışveriş sitesi olmasına rağmen hiç bir hediye, bir 3 alana 5 bedava efendime söyliyeyim, bir 100 liralık alışverişinizde 1 lira bizden jesti yapmıyorlar, hem de ağzı burnu kaymış internet adresinde büyük harf kullandıkları düdük gibi bir e-posta yolluyorlar. zaten hiçbir şey almamıştım buradan, bundan sonra da almam. elveda ereyon.

kurumsal tebrik e-postalarım şimdilik bu kadar. günün ilerleyen saatlerinde umarım daha yaratıcı, daha bol hediyeli jestli mestli bir şeyler gelir.

Perşembe, Haziran 12, 2008

sen ne güzel olursun yensen çek cumhurunu

abi araba gidiyo

internetin dört bir yanı yorumlar sardı biliyorum ama ben de konuşmadan edemeyeceğim. dün isviçre'yi bir şekilde yendik. bir şekilde diyorum çünkü hala ilk 11'imiz kimlerden oluşur, nasıl bir taktikle sahaya çıkarız, kimin görevi nedir gibi soruların cevabına muvaffak olabilmiş değilim. bence baya bildiğin gazla çalışan bir takımız, hadi hop saldırın diyince bir şekilde kazanıyoruz. nihat'ın neredeyse hakan şükür modeli tek forvet, hamit'in sağ bek oynatılmaya çalışıldığı bir de bunlara miadı dolmuş tümer, en büyük kamyoncu emre ve feleği şaşmış tuncay'ın eklendiği bir kadroyla iyi de kazanıyoruz bence. tüm zamanların en anlamsız teknik direktörü fatih terim sağolsun ilginç bir şekilde iki doğru değişiklik yapmasaydı onu da başaramayacaktık. neyse. türkiye'nin herhangi bir maçı için önceden bir yorum yapmanın da son derece anlamsız olduğunu düşünüyorum. hayatımda daha bu kadar istikrarsız, bu kadar dengesiz, oyuncu performanslarının bu kadar değişken olduğu bir takım daha görmedim. pazar günü ne olacak bilemiyorum. hayırlısı diyorum.

turnuva için ise dileğim bizim gruptan portekiz ve bizim, b'den almanya ve hırvatistan, c'den hollanda ve italya ve d'den de ispanya ve isveç'in çıkmasıdır. çeyrek finalde gereksiz takımların elenmesinin ardından bir portekiz-almanya, hollanda-ispanya yarı final serisi de tadından yenmez. o maçlardan kim gelse olur ama şöyle nostaljik bir hollanda-almanya finali (en son hollanda-almanya finali 1974 dünya kupası) gerçekten çok hoş olur diye düşünüyorum. en son dünya kupası dileklerim pek gerçekleşmemişti, zaten dilek işte içinde mantık aramamak lazım.

kazu ne kadar güzel bişey. 3 temmuz doğum günüm. 27 yaşım.

Cumartesi, Mayıs 03, 2008

herkes bişi yapsa

herkes kendi gözünün önündeki çapakları silse dünya çok net bi yer olur. herkes kendi burnunun önünü karıştırsa dünya nefes alır. herkes kendi ciğerini temizlese dönya efor testinde iyi skor yapar. herkes kendi önündekini yese dünyada bi takım insanlar aç kalır. herkes kendi kapısının önünü süpürse dünya o süpürülen tozlar kimsenin süpürmediği bir yerde birikir, kokar. herkes kendi kendine konuşsa dünya çok gürültülü bir yer olur. herkes kendi pisliğini temizlese dünya tadından yenmez bir yer olur.

Cuma, Nisan 18, 2008

yokluğunda eti cin yedim

tost. karabiber öğüt üzerine. geçende hatırlayamamıştım. çirkin yeşil zeytin. tek başına kahvaltı etmekten nefret ediyorum. aptal televizyon. çıplak çocuk. tam da sabah kahvaltısı. buralar bana göre değil. nereler sana göre? kahve. güzelinden mi olsun? evet, bir güzellik yapayım kendime. yine oturdun. yine düşünceler. ne hissediyorsun? bilmem. mutsuz? değil. mutlu? değil. sevinçli? değil. üzgün? değil. ne o zaman? bilmiyorum, hissiz. bitirsene şunu. umrumda değil. umrumda aslında. bi sıksan dişini. yok bende diş sıkma geni. gelişmemiş, öyle. düşünce geni var, düşünce, hayal, kuruntu, kaygı, alternatif gelecekler ve diyaloglar. bir rahat bıraksan. düşünceleri, insanları, hayalleri, geçmişi. ah, ne harika olurum işte o zaman. şampiyon bile olurum. kahve yapalım mı? yok, acıktım ben. her acıkma bir kaçış, her tokluk bir uyku. tek başına öğlen yemeği. düşünceler kafamda güzel. anlatır anlatmaz, yazar yazmaz, eyleme geçirmeye teşebbüs eder etmez, yamrı yumru, anlamsız, biçimsiz, kopuk, mantıksız, boş. az önce bunu düşünen ben miydim? mümkün değil. depresif misin? öf, hayır. mutlu musun? bilmiyorum işte. ya geçmişle, ya gelecekle belki. arada eksik bir zaman var. şimdiye ve kendine gelme zamanı. yine gece olmuş. yarın gelirim artık. tek başına uyumak.

Cuma, Nisan 11, 2008

fırodyen bebeler, hegelyan sübyanlar

yarın öbürgün doğacak çocuğunuza isimler:
kız olursa id erkek olursa ego, bi erkek daa olursa süperego
kız olursa tez erkek olursa antitez, bi kız daa olursa sentez.

daha dengeli, daha refah dolu bir toplum için 3 çocuk şart. evet.


4 olursa hatice.

Salı, Nisan 01, 2008

git mekal

saat 3'de yatmışım. 1030'a kadar uyyyycam. bir takım dütdütler ve bipbiplerle 2-3 kere uyandırılmışım zaten. yine de yeniden uyumayı başarmışım. 1030'a kadar kimse tutamaz artık beni. derken telefon. acı acı çalmakta. kesin annem, açmadan da kapatmaz şimdi. saat kaç acaba? 10. üff. neyse açayım bari (beyin çalışma endeksi %2)

-alo
-gitmiyo musun?

gitmek derken? arayan bir kadın. annem değil. suratına kapa? (beyin çalışma endeksi %4) ilginç bir giriş yaptı, devam etmek isterim. belki sesini falan tanımamışımdır.

-nereye?
-okula
-...

öeeh. okula gittiğimi biliyor. ama annem değil. suratına kapa? (beyin çalışma endeksi %5) ama bi dakka ya ne okulu ne oluyor?

-gitmiyo musun? *daha bir sertçe*
-...

kimsin ya sen? annem değilsin. suratına kapardım ama annesel bağırma genleri işlemiş bünyeye bir kere. kapatamam istesem de. (beyin çalışma endeksi %6) bilgisayarın gününe bakıyorum yine de. ne olur ne olmaz.

-salı bugün.
-olsun.
-salıları gitmiyorum.
-geçende de gitmedin.

ne zaman gitmedim ya? yok öyle bişey (annen değil abi kapatsana!). ya bi saniye ne zaman gitmedim? üff. düşünemiyorum ki de (beyin çalışma endeksi %7). kimsin diye sorsam? ama yok, okul diyor, git diyor, gitmedin diyor. düşün düşün (beyin çalışma endeksi %5).

-evet.
-hadi git.

ısrarcı bir de. hakkaten gitsem mi ya? oda telefonundan arıyor bir de. bişey mi vardı bugün acaba? yok yok kararlı ol, ezdirme kendini.

-gitmiycem.
-...
-...

yaa bak gördün mü, nasıl hemen geri adım attı. şu an annen olmayan bir kadınla zaten gitmeyecek olduğun bir okula gidip gitmeme tartışması yaptığının farkında mısın?

-oğlum!

anne? (beyin çalışma endeksi %2). kendine gel yahu. ama oğlum dedi? dünyadaki tek oğul sen misin gerizekalı? uf, ne yapıcam şimdi? suratına kapat!!! yok ya, yazık kadına. böyle daha mı iyi oluyor? ama...

-hı.
-bi gülüver bakayım.
-ıııı (error. error ki ne error. ağlıycam şimdi.)

*çat* -reva mı bu senin yaptığın? kalpsiz herif!-

daha afyonum patlamadan bunlar çok yanlış şeyler.