I crave on claps by Dunganga on Mixcloud
Pazar, Kasım 18, 2012
Perşembe, Kasım 01, 2012
esmer tipler
sebzeni bırakıp böyle gitmezdin hiç, yapmazdın
ayları geçti çiğ balık, sen Veli'sin
yapma, yapma
sende mi baklava sığmıyor sende mi?
sen misin ruşeymli ekmekten bahseden?
böyle biftek var mıydı?
yine bana Hüsam, bana yine Nusret var
yine bana esmer tipler düştü, eyvah!
Çarşamba, Ağustos 08, 2012
yeni güney çin alışveriş merkezi, yaşayan şehir
Dünyanın en büyük boş alışveriş merkezi. İçinde 25 metrelik Arc de Triomphe ve Venedik St. Mark çan kulesi replikası, 2.1 kilometrelik su kanalları ve 553 metrelik bir kapalı-açık rollercoaster var.
New South China Mall (Chinese: 新华南MALL; pinyin: Xinhuánán MALL) in Dongguan, China is the largest mall in the world based on gross leasable area, and ranked second in total area to theDubai Mall.[2] However, it is largely vacant. Unlike other "dead malls", which have been characterized by the departure of tenants, the New South China Mall has been 99% vacant since its 2005 opening as very few merchants have ever signed up.
New South China Mall (Chinese: 新华南MALL; pinyin: Xinhuánán MALL) in Dongguan, China is the largest mall in the world based on gross leasable area, and ranked second in total area to theDubai Mall.[2] However, it is largely vacant. Unlike other "dead malls", which have been characterized by the departure of tenants, the New South China Mall has been 99% vacant since its 2005 opening as very few merchants have ever signed up.
Pazartesi, Ağustos 06, 2012
ddt
doğanın canına okuyan kimyasallardan biri. dikloro difenil trikloroethan. az böcek, kuş, balık ölmedi bundan. hıyar a.b.d. tarlaların üzerine sıka sıka bir hal olmuştu. italya'da da salgın hastalıklara karşı küçük çocuklara bile sıktılar. 1962'de Rachel Carson Sessiz Bahar'ı yazmasa daha da giderdi. ddt'nin zararlı olmadığını göstermek için avucuna döküp yiyen adam var.
etiketler
1960'lar,
a.b.d.,
böcek ilacı,
ddt,
kimya,
rachel carson,
zehir
Thomas Midgley, Jr.
General Motors'da benzinin içine kurşunu, Frigidaire'de buzdolabının için Freon'u koyan, DDT'ye ön ayak olan, Ozon'la biz istediğimiz gibi oynarız hacı diyen işte hep bu adam.
Pazartesi, Haziran 25, 2012
Pazar, Mayıs 06, 2012
üzüntü ve mail kabuğu
internette pek anlam veremediğim bir duygusal tepki şekli var.
üzüntüsünü, sevincini, heyecanını mail yolu ile iletmek. ilk bakışta normal kabul edilebilecek olsa da idda ediyorum ki öyle değildir. bir örnek ile açıklayayım:
diyelim ki bir insan -hiç istemesek de- vefat etti. bu durum bir mail yolu ile belli bir topluluğa dahil olan (edirne iş adamları derneği ya da afyon gay-lezbiyen katolik taşfırın ustaları) insanlar ile paylaşıldı. bakıyoruz ki bu haberin hemen ardından taziye mailleri gelmeye ve benim de kafam karışmaya başlıyor. şimdi birinci itirazım tepkinin şekline. bu 'ah! çok üzüldüm! yıkıldım!' diyen kişi bu haberi eş zamanlı olarak almamıştır, maili atmadan en azından 30 saniye önce hissetmiştir bu üzüntüyü. peki o zaman mailde bu duyguyu diğer insanlara iletmek için yeniden yaratması, ya da tam da yazarken yaşıyormuşcasınalaştırmasında nasıl bir mantık vardır?
ikinci itirazım da tepkinin kendisine. mail yoluyla bir kişinin ölüm haberini alan bir insan için iki ihtimal vardır: ya bu kişiyi şahsen tanıyordur, ya da tanımıyordur. eğer tanıyorsa zaten bir telefon açar ya da cenazesine ya da taziyeye giderek üzüntülerini bizzat belirtir. eğer tanımıyorsa zaten o kişinin ölümüne duygusal bir tepki vermesi gariptir. bir üçüncü ihtimal de tanımıyor ama genel olarak bir insanın ölümüne üzülüyor olabilir.
bana kalırsa her üç durumda da bu kişinin o topluluğa bu durumdan duyduğu üzüntüyü bir mail yoluyla bildirmesi anlamsızdır. birincisi vefat eden kişi o topluluğa aittir ancak yakınları büyük ihtimalle değildir, ikincisi vefat eden bir kişinin yakınları mail bakacak durumda değildir, üçüncüsü de bir kişinin başka bir kişinin ölümünden dolayı duyduğu üzüntü kişisel bir duygudur ve bu bilgi aynı topluluğa ait diğer kişileri ilgilendirmez.
çok benzer bir durum tebrik mesajları için de geçerli, o yüzden aynı şeyleri yeniden yazmıyorum. sadece vefat haberi yerine ödül/başarı/birincilik şampiyonluğu taziye yerine de tebrik/kutlama kelimelerini koyarak okuyabilirsiniz.
tebrikler.
üzüntüsünü, sevincini, heyecanını mail yolu ile iletmek. ilk bakışta normal kabul edilebilecek olsa da idda ediyorum ki öyle değildir. bir örnek ile açıklayayım:
diyelim ki bir insan -hiç istemesek de- vefat etti. bu durum bir mail yolu ile belli bir topluluğa dahil olan (edirne iş adamları derneği ya da afyon gay-lezbiyen katolik taşfırın ustaları) insanlar ile paylaşıldı. bakıyoruz ki bu haberin hemen ardından taziye mailleri gelmeye ve benim de kafam karışmaya başlıyor. şimdi birinci itirazım tepkinin şekline. bu 'ah! çok üzüldüm! yıkıldım!' diyen kişi bu haberi eş zamanlı olarak almamıştır, maili atmadan en azından 30 saniye önce hissetmiştir bu üzüntüyü. peki o zaman mailde bu duyguyu diğer insanlara iletmek için yeniden yaratması, ya da tam da yazarken yaşıyormuşcasınalaştırmasında nasıl bir mantık vardır?
ikinci itirazım da tepkinin kendisine. mail yoluyla bir kişinin ölüm haberini alan bir insan için iki ihtimal vardır: ya bu kişiyi şahsen tanıyordur, ya da tanımıyordur. eğer tanıyorsa zaten bir telefon açar ya da cenazesine ya da taziyeye giderek üzüntülerini bizzat belirtir. eğer tanımıyorsa zaten o kişinin ölümüne duygusal bir tepki vermesi gariptir. bir üçüncü ihtimal de tanımıyor ama genel olarak bir insanın ölümüne üzülüyor olabilir.
bana kalırsa her üç durumda da bu kişinin o topluluğa bu durumdan duyduğu üzüntüyü bir mail yoluyla bildirmesi anlamsızdır. birincisi vefat eden kişi o topluluğa aittir ancak yakınları büyük ihtimalle değildir, ikincisi vefat eden bir kişinin yakınları mail bakacak durumda değildir, üçüncüsü de bir kişinin başka bir kişinin ölümünden dolayı duyduğu üzüntü kişisel bir duygudur ve bu bilgi aynı topluluğa ait diğer kişileri ilgilendirmez.
çok benzer bir durum tebrik mesajları için de geçerli, o yüzden aynı şeyleri yeniden yazmıyorum. sadece vefat haberi yerine ödül/başarı/birincilik şampiyonluğu taziye yerine de tebrik/kutlama kelimelerini koyarak okuyabilirsiniz.
tebrikler.
Perşembe, Mayıs 03, 2012
imperfection
“Vernal Workshops” brought together a number of key professionals, artists and academics working in the realm of architecture and design. The programme , which is established within the sponsorship of Vitra, aims at fostering an interdisciplinary exchange and production within an international platform.
Planned to be a yearly event, this first instance of Vernal Workshops was a five-day long -free-of-charge- programme involving a number of interdisciplinary workshops for students of art, design and architecture. Based in the Santral Campus of Istanbul Bilgi University, the workshops was open to the students of Bilgi as well as applicants from all over Turkey. This year’s theme was ‘Imperfection’ referencing to the Istanbul Design Biennial’s 2012 thematic framework.
Çarşamba, Nisan 18, 2012
bademciksin aldır gitsin
aylar önce bir perşembe günü boğazımda biten noktasal bir batmanın aslında peritonsiller apse denen lanet bir ödem toplantısı olduğunu, bu öldürürken düşündüren musibetin önce lokal daha sonra genel anestezi üzerine drenaj ile tedavi edildiğini, iyileşmesinin üzerinden üç aylar geçtikten sonra ise mutlak suretle bir ameliyathanede bademciklerin alınması ile sonuçlanacağını bilmiyordum. bilseydim de, bu, olayların akışında bir değişikliğe sebebiyet vermezdi sanırım.
ameliyat öncesi iki hafta kadar süren 'yetişkinlerde bademcik pek fenaymış', 'aman evet sürüm sürüm süründürüyormuş', 'benim bir arkadaş olmuştu iki hafta yatmıştı' kabilinden deneyim alışverişleri sonrasında bu naçizane ve 3000 yıldır -evet yanlış duymadınız- ameliyatı olmuş bulunmaktayım. bu deneyimden benim öğrendiğim dört şey var ise birincisi gereksiz bademciğin mutlak suretle aldırılması gereken bir şey, ikincisi hastanede yatmanın -hala- çok güzel bir şey, üçüncüsü joystikli damardan ağrıkesicinin mükemmel bir şey, dördüncüsü de hastanede yatmak ne kadar güzelse eve çıkmanın da o kadar tatsız bir şey olduğudur. bu sonuncusu gerçekten acı bir deneyim, zira narkozun, o güzelim ağrı kesicinin, insanları gördükçe düşen çenenizin, emrinize amade hemşirelerin ve ziyaretçilerin etkisi geçtiğinde kendinizi fiziksel olarak ağrılı, psikolojik olaraksa boşlukta hissetmeye başlıyorsunuz.
neyse, yaklaşık bir hafta ve birer şişe antibiyotik ve ağrıkesici şurup -damardan gibi olmuyor tabi-, litrelerce sıvı besin -suayransütmeyvesuyu- ve kaybedilen birkaç kilodan (zayıflamak için bademcik aldırmak tehlikeli, yasak ve aptalcadır) sonra pek birşeyciğiniz kalmıyor. bu da böyle, bazı anları çok güzel geçmiş olsa da tekrarlanmasını pek temenni etmeyeceğim- bir anımdır.
ameliyat öncesi iki hafta kadar süren 'yetişkinlerde bademcik pek fenaymış', 'aman evet sürüm sürüm süründürüyormuş', 'benim bir arkadaş olmuştu iki hafta yatmıştı' kabilinden deneyim alışverişleri sonrasında bu naçizane ve 3000 yıldır -evet yanlış duymadınız- ameliyatı olmuş bulunmaktayım. bu deneyimden benim öğrendiğim dört şey var ise birincisi gereksiz bademciğin mutlak suretle aldırılması gereken bir şey, ikincisi hastanede yatmanın -hala- çok güzel bir şey, üçüncüsü joystikli damardan ağrıkesicinin mükemmel bir şey, dördüncüsü de hastanede yatmak ne kadar güzelse eve çıkmanın da o kadar tatsız bir şey olduğudur. bu sonuncusu gerçekten acı bir deneyim, zira narkozun, o güzelim ağrı kesicinin, insanları gördükçe düşen çenenizin, emrinize amade hemşirelerin ve ziyaretçilerin etkisi geçtiğinde kendinizi fiziksel olarak ağrılı, psikolojik olaraksa boşlukta hissetmeye başlıyorsunuz.
neyse, yaklaşık bir hafta ve birer şişe antibiyotik ve ağrıkesici şurup -damardan gibi olmuyor tabi-, litrelerce sıvı besin -suayransütmeyvesuyu- ve kaybedilen birkaç kilodan (zayıflamak için bademcik aldırmak tehlikeli, yasak ve aptalcadır) sonra pek birşeyciğiniz kalmıyor. bu da böyle, bazı anları çok güzel geçmiş olsa da tekrarlanmasını pek temenni etmeyeceğim- bir anımdır.
Cumartesi, Mart 31, 2012
dürer
etiketler
albrecht dürer,
alman,
italya,
sanat,
sanat tarihi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

