Pazartesi, Ocak 10, 2005

Her şeyden ve herkesten nefret etmek istiyorsun ama olmuyor öyle değil mi, her şeyi bırakıp bir an için sessizliğin içinde kaybolup, kendini bırakıp bir tüy gibi ve hatta daha hafif salınmak istiyorsun bütün acılardan uzakta bir yerlerde ama olmuyor değil mi, ayağına bağlı ağırlıklar gibi zaman çekiyor seni hep kendi bildiği yere, ve güneş inatla doğuyor en huzurlu en mutlu en üzgün en hüzünlü gecenden sonra bile. Bir sonrası olması her şeyin, bu işkence çekilmez hale geldiğinde, bu çemberi artık kıramayacağını gördüğünde, en beklenmedik olayların bile büyük bir monotonluk zincirinin parçası olduğunu gördüğünde hissettiğin ağrı karnında, en özgür iradenin bile tekdüzeliğin esiri olduğunu gördüğünde, bütün bunları gördüğünde hissettiğin çaresizliğin bir ilacı yok. Yan yollara sapsan da aynı meydana çıkıyorsun sürekli. Birileri sana üzülme diyor, geçer diyor, acıklı şarkılar dinleme, sıkıntılı yazıları okuma, hüzünlü yazılar yazma diyor. Acını dağlamak böylesi yöntemlerle daha da acı veriyor sana. Eğer bir döngüye kilitlenmişse her şey, mutlululuk vardır belki de acının sonunda.

Çığlığının ses tellerinin arasında eriyip gittiği, ıslanmış yastıklara gömüldüğü, bir kurşun kalemin iki ucu arasına sıkıştığı, gözlerinin dolup şiştiği ama bir damla bile yaşın gelmediği anlarda çekip alacak bir şey yok ki seni bunların içinden, anlayış değil, şefkat değil, sevgi değil istediğin. İstemediklerini ne kadar biliyorsan istediğini de o kadar bilmiyorsun. Yalnızlık belki. O tatlı hüzün belki birkaç saatliğine, yıllardır hissedemediğin. Sırtından yükselen o ürperti. Bir an için kendini gerçeklikten çekip çıkarabildiğin anlar belki.

Artık eskisi gibi değilsin biliyorsun bunu. Dedim ya zaman ne yöne çekerse o yöne gidiyorsun. Ve aksi gibi tek bir yöne çekiyor sadece. Hayallerin azalıyor, soluklaşıyor, siliniyor. Hüzünlenmek istediğinde kendi hüznün yok artık, ya da yeterli değil. Dedim ya eskisi gibi değil. Böyle zamanlarda ancak senin bir zamanlar hissettiklerini hissedebilmiş, hissedebilenlerin hüzünleri var oluyor elinde sadece. Tek tesellin bu oluyor. Ama başkasının acısı olmaz ki insanın kendi acısı gibi. Ne ayrıldığının sabahında, tekrar beraber olduğunu gördüğün bir rüyanın rüya olduğunu anladığın anın acısını hissedebiliyorsun, ne de sokaklarda kalbinin senden daha hızlı koştuğu günlerin mutluluğunu.

Artık okuyamıyorsun, yazamıyorsun, düşünemiyorsun, üzülemiyorsun, hissedemiyorsun, yaşayamıyorsun. Belki de alıştın artık yaşamaya.

2 yorum:

deniz dedi ki...

sen deli misin? yo yo, sorulmaz. sen delisin evet. ne güzelsin. iyi ki de bakmışım bu tarafa. ne iyi etmişim. çok yaşa e mi. işte böyle al sana KOMMENTAR.

jack skellington dedi ki...

ben de bakmamışım uzun zamandır bu tarafa, iyi oldu bu Kommentar. saol.