Perşembe, Eylül 25, 2008

su torbası, allahın belası

sözlerime az önce yazmış olduğum bir şarkı ile başlamak istiyorum. oldukça hüzünlü, mi minör gamda bir güfte hayal edin. sözler şu şekilde:

laanet olası, su torbası
uzak dur benden, ayak avcısı
istemiyorum, sevmiyorum
senin gibi sahtekarııı

evdeyim. hava serincene. ayağımda çoraplar. ama yine de üşüyor ayaklarım. hep böyle zaten. ayağım buz dibim karpuz. neyse. bir takım terlik arayışlarına girdim. yaz olunca terlikler evin soğuk ve kuytu köşelerine göç etmişler tabi. daha doğrusu göç ettirilmişler. bir nevi tecrit söz konusu. tabi bu esnada bazıları elde olmayan sebeplerle üst mercilerin eliminasyonuna maruz kalmışlar. terlik faşisti annem, çok sevgili pofidik siyah ikea terliklerimin artık giyilmeyecek hale gelmiş olduklarına -ki aside batmış falan değiller, her terlik gibi onların da altları aşınmış biraz- kanaat getirmiş olmalı ki ortadan kayboluvermiş terlikler. bunu "nerede" sorusunun cevabının arasına sıkıştırdığı "ay zaten onlar...", "şurdadır heralde, ama yani...", ve "çok kötü olmuşlardı vallahi..." gibi cümlelerden anlıyorum. ve ümidi kesiyorum kendilerinden.

ayak ısıtmanın bir diğer yöntemi olan, halk arasında su torbası olarak bilinen ve fakat evler arasında dengesiz bir dağılım gösteren, yani, bazı evlerin olmazsa olmazı, bazı evlerin "o ne lan?"ı, biyot adlı arkadaşımızı 1.7 litre kadar kaynar su ile doldurmak üzere dolaptan çıkarttım.
raci kılıflı biyot

kendisi bizim yüzyıllardır kullandığımız tek biyot olma özelliğine sahip. bir adet kırmızı raci biyottan ve üzerine geçirilmiş kırmızı bir kılıftan oluşuyor. rantudil fort promosyonu, sıradan bir biyot yani aslında. ama üzerimde çok emeği vardır. bir de yavrusu vardı bunun. yarısı büyüklüğünde ve balık şeklinde -kılıfsızdı-, ama kayboldu sonradan. zaten favorim bu raciydi benim, balık gittiğinden beri de hep raci'yi kullanıyordum. o sebeple bugün de tercihim o oldu. suyu kaynattım. bir yandan telefonla konuşurken suyu raci'ye doldurdum, ağzını sıkıca kapattım -buna özellikle dikkat ettim, çünkü daha önce oradan su kaçırıp beni yakmaya çalışmışlığı vardı- ve odaya geldim. tam raci'yi masanın altında, üzerine ayaklarımı koyduğum ikea taburesinin üzerine yerleştirecekken, o anda yaklaşık 85 derece olan bir miktar suyun sağ ayağımın bilekten ayak altına kadar olan bölgesindeki bütün sinirleri aynı anda şiddetle uyarması münasebetiyle dehşeyle uyarıldım. tek diyebildiğim ay oldu. ay..ay...ay....ay.....ayy.

telefondayım tabi bir yandan, kaynar suyla ayağımı yaktım diye çığlık atacak halim yok. aslında düşündüm de varmış. neyse. telefonu hızla kapattıktan sonra raci'nin ağzını kontrol ediyorum. allah allah. ağzı hala sıkıca kapalı. oha diyorum içimden. raci resmen yarılmış. ağzı değil göbeği yırtılmış ve içindekilerin makbul bir miktarını dışarı, bunun hatırı sayılır bir kısmını da benim ayağıma kusmuş. allah belanı versin diyorum raci. nasıl öngörebilirim ki ben böyle bir durumu? her biyotun bir kırılma noktası vardır muhakkak. senin de gün gelip işe yaramaz hale geleceğin belli idi. ama nedir ki rayicin? biyot yapımında kullanılan plastiğin ideal yaşam süresi diye bir sabit var mıdır ki? bir de eşantiyonsun sonuçta, arayıp rantudil reprezantörlerine ulaşamam ki bunu sormak için. neyse.

raci'yi hışımla küvete fırlatıyor, aşağı inip kendime en güzelinden bir buz torbası hazırlıyorum -neye niyet neye kısmet-. üzerine bir de herhangi bir silverdinsel ilaca ulaşamamam buz torbasının değerini arttırıyor. ayaklarımı ısıtamadığımla kalmıyorum, onları önce yakıyor, sonra da buz torbasıyla soğutmak zorunda kalıyorum. sinirim geçtiğinde banyoya gidip, raci'ye otopsi yapmayı planlıyorum. önce kılıfını çıkarmak suretiyle derisini yüzüp, sonra nereden ve ne şekilde yarıldığını inceleyeceğim.

alacağın olsun raci.

1 yorum:

ebru dedi ki...

pek acikli