Pazartesi, Ocak 10, 2005

günnük sarhoş oldum ben. halbuki stabat materin güzelliğini anlatabilmek istiyodum. ama ne alaka dimi. yaa. hehe. napalım.
stabat mater dolorosa juxta crucem lacrimosa, dum pendebat Filius

Perşembe, Ocak 06, 2005

nooolduuu

nooldu sana diyenlere işte cevap:
aha bu oldu

In der Psychologie wird zwischen therapeutischer und pathologischer Dissoziation unterschieden. Der ursprünglich als Krankheitsbegriff gedachte Ausdruck läßt sich dabei bei heutigem Stand der Forschung erweitern auf eine als allgemeinmenschlich gedachte Anlage, die pathogene Formen annehmen kann. Sie verweist auf das Integrationspotential des Ich, welches Identitätsmuster in eine Ordnung einbettet.
Diese Fähigkeit kann therapeutisch genutzt werden: In der Psychotherapie steht der Begriff für eine bewusst vorgenommene Veränderung der Wahrnehmung, weg vom vollständig identifizierten Erleben zu einer "Meta-Position", aus der heraus sich der Mensch quasi "von außen" betrachtet
um seine Gefühle oder \nmentalen Vorgänge wertfrei zu erkennen (beispielsweise so, als ob man eine \nSituation, bei der man beteiligt ist, in einem Kinofilm betrachten \nwürde). In der Gesprächstherapie, der Neurolinguistischen \nProgrammierung und der Systemischen Familientherapie ist die Dissoziation ein \nwichtiges Element der therapeutischen Arbeit.\nDie krankhafte Dissoziation ist eine \nnicht-willentliche Abspaltung des Erlebens vom Ich. \nAls häufige Reaktion auf Traumata kann sich eine solche Dissoziation vom \nBereich einer posttraumatischen Belastungsstörung bis hin zur \nDissoziativen \nIdentitätsstörung äußern. Letztere wird auch ",1]
);
//-->
um seine Gefühle oder mentalen Vorgänge wertfrei zu erkennen (beispielsweise so, als ob man eine Situation, bei der man beteiligt ist, in einem Kinofilm betrachten würde). In der
Gesprächstherapie, der Neurolinguistischen Programmierung und der Systemischen Familientherapie ist die Dissoziation ein wichtiges Element der therapeutischen Arbeit.
Die krankhafte Dissoziation ist eine nicht-willentliche Abspaltung des Erlebens vom Ich. Als häufige Reaktion auf Traumata kann sich eine solche Dissoziation vom Bereich einer posttraumatischen Belastungsstörung bis hin zur Dissoziativen Identitätsstörung äußern. Letztere wird auch
Multiple Persönlichkeit
genannt.\nVgl. Depersonalisation, Multiple \nPersönlichkeit, False-Memory-Syndrom, Borderline-Syndrom, Schizophrenie, \nXenoglossie\n(Quelle: http://de.wikipedia.org/wiki/Dissoziation_%28Psychologie%29)\nausserdem: http://www.dissoc.de/issd14.html//-->
Multiple Persönlichkeit genannt.
Vgl. Depersonalisation, Multiple Persönlichkeit, False-Memory-Syndrom, Borderline-Syndrom, Schizophrenie, Xenoglossie

Çarşamba, Kasım 03, 2004

tickle test

Avsar, your greatest social strength is to be an Extravert

You thrive off the adrenaline rush you get from meeting new people. Because you're such a social butterfly, your ideal social network is bursting with lots of fun acquaintances and friends who appreciate your great energy and vivaciousness. When you connect with people who have skills that complement yours, powerful networks can be formed.
manyagim ulan ben.

googlefight

Google "googlefight" diye bisi cikarmis iki bosluga iki keyword giriosun ikisiyle ilgili kac arama yapildigini mi kac sayfa oldugunu mu ne sölüo, cok eglenceli bisey.

Number of results on Google for the keywords avsar and burcu:
avsar( 30 600 results)
versus
burcu( 57 700 results)
The winner is: burcu


Salı, Kasım 02, 2004

mogwai

demin mogwai dinnerkene farkettigim ve hic de üzerine gitmedigim bir hipotezi ortaya atmak istiyorum fütursuzca:
bazi mogwai şarkılarını hızlı çalsak Interpol şarkisina benzemez mi? hepsi degil ama mesela "burn" oluyor.


300. entrymin bu kadar ezik olmasi sizi olmadiği kadar beni şaşırttı baya. dur bir iki bişi yaziyim daha şanlı olsun. İşte hakkımda bilmediginiz, bu nedenle soramadiginiz, bilseniz sormaya hiç de çekinmeyeceğiniz gerçekler:
  • aslında benim adim abbddürrezzakk (yanlis yazmadim iki b, iki d, iki r, iki z, iki k ile. hitap ederken ddikkatt ederseniz sevinirim.)
  • aslında 68 yaşındayım (çok para verip gerdirdim her yerimi, 3 kere andropoza girdim çıktım girdim çıktım girdim çıktım.)
  • aslında ayak tırnaklarımı yerim (ama sadece yalnız kaldıgımda. bir de çok temizim yemeden önce mutlaka yıkarım onları.)

işte aslında hiç de tanıdıgınız gibi bir insan degilmisim dimi, yyaaa bböyylle isstte.

Cumartesi, Ekim 23, 2004

apocalypse now

" i've seen horrors...horrors that you've seen. but you have no right to call me a murderer. you have a right to kill me. you have a right to do that...but you have no right to judge me. it's impossible for words to describe what is necessary to those who do not know what horror means. horror. horror has a face...and you must make a friend of horror. horror and moral terror are your friends. if they are not then they are enemies to be feared. they are truly enemies. i remember when i was with special forces...seems a thousand centuries ago...we went into a camp to innoculate the children. we left the camp after we had innoculated the children for polio, and this old man came running after us and he was crying. he couldn't see. we went back there and they had come and hacked off every innoculated arm. there they were in a pile...a pile of little arms. and i remember...i...i...i cried...i wept like some grandmother. i wanted to tear my teeth out. i didn't know what i wanted to do. and i want to remember it. i never want to forget it. i never want to forget. and then i realized...like i was shot...like i was shot with diamond...a diamond bullet right through my forehead...and i thought: my god...the genius of that. the genius. the will to do that. perfect, genuine, complete, crystalline, pure. and then i realized they were stronger than we. because they could stand that these were not monsters...these were men...trained cadres...these men who fought with their hearts, who had families, who had children, who were filled with love...but they had the strength...the strength...to do that. if i had ten divisions of those men our troubles here would be over very quickly. you have to have men who are moral...and at the same time who are able to utilize their primordal instincts to kill without feeling...without passion...without judgement...without judgement. because it's judgement that defeats us. "

Perşembe, Ekim 14, 2004

müstehcen türküler 4

son yillarda güncelligini kaybetmis ancak tekrar yorumlanarak canlanmis bir baska müstehcen türkü ise digerlerinin aksine bir kadin ozanimiza aittir. türkünün sözleri su sekildedir:
"acilsin kollar kollar
oynasin diller diller
calissin eller eller"

bü türkümüz de yine esasinda "bastim da kirildi igdenin dali" gibi masum ve anlamsiz -gibi görünen- bir olayla baslamaktadir. türkünün ilerleyen safhalarinda ise yine bize aslinda bize "bir dügünden izlenimler" seklinde yansitilan "haydi kollar acilsin, iki göbek atalim, bikac türkü söyleyelim haydi hoppa hey" gibi nidalarla devam etmektedir. ancak kazin ayagi öyle degildir.

dere basinda nerelerine kaytan biyiklar sürüldükten sonra utanmadan bir de seftalisi bala benzetilen genc kizimiz artik iyice bastan cikmis, gozu kaytan biyikli gencten baskasini görmez olmustur. ancak genc, kaytan biyiklarinin kendisine verdigi güvenle olsa gerek cinsel münasebetler sırasında daha pasif daha edilgen bir hal almistir. bu duruma icerleyen kizimiz kaytana durumu bir türküyle anlatmayi uygun görmüs ve behsettigimiz konsept icinde anlamlari artik iyice asikar olan üstteki dizeleri bestelemistir. "bastim da kirildi igdenin dali" dizesi ise türkünün ilk dizesi olmasi acisindan bir anlam tasimak zorunda degilmis gibi gorunuyorsa da adam-igde metaforu gözardi edilmeyecek gibi degildir.

müstehcen türküler 3

ücüncü türkümüz yine dere basina inen kaytan biyikli genc tarafindan yazilmis:

"entarisi ala benziyor
entarisi ala benziyor
şeftalisi bala benziyor"

ayni ozanimizin bi önceki türküsü ile ilgili kritigi okuyan arkadaslar bu türkünün ayni kisi tarafindan yazildigini hemen anlayacaklardir. "dam üstünde un eler" türküsünden farkli bir sekilde bu türküde de sözlerin amaçlarin ve eylemlerin üzerini bir battaniye gibi örtmektedir. Bircok iyi niyetli türkü dinleyicisi bu türkünün entarisi uzaktan kirmizi gibi görünen ve yetistirdigi seftaliler dadindan yinmeyen bir kiza atfedilmis oldugunu sanabilir ve feci sekilde yanilabilirler.

kaytan biyikli ozan deredede vuku bulan olaylardan bir süre sonra köy kahvesinde oturmaktadir. o sirada uzaktan gelmekte olan ve dere basindaki kiza -ki kendisi seftali de yetistirmektedir- benzeyen birini gorur, ama emin olamaz. kiz biraz yaklastiginda bunun o oldugunu anlar. ancak kizin entarisi -ya da bir kismi- ala benzemektedir, yoksa? eger gercekten öyleyse bunu kiza nasil söyleyecegini düsünen ozan kizi yolda durdurup "ben de senle gelim de seftali yiyelim bahcede" gibi bir bahaneyle kizin pesinden gider. seftali bahcesine vardiklarinda kizin entarisinin ala benzeme sebebinin sandigi sey degil, entarinin kirmizi basma kismi oldugunu anlayarak rahatlayan ozan "ben seftali sevmem seni gormek icin gelmistim" diyerek hanim kizimizi seftali agaclarinin arasinda igfal eder ve kizin seftalisinin hakkaten de bala benzedigi konusunda kesin bir mutabakata varir.

müstehcen türküler 2

ikinci türkümüz ise su sekilde:

"insem derelerine
insem derelerine
kaytan bıyıklarimi
sürsem nerelerine"

bu son derece ayip ve bu zamanda bile toplum icerisinde bir cogumuzun söylemeye zorlanacagi bu türküyü yazan sahsiyeti oncelikle bu medeni cesaretinden dolayi tebrik ediyorum. ama ozanimizi tebrik etmemiz gereken tek nokta bu degildir. kendisi bu türküde bir cogumuzun ilk bakista goremeyecegi ama birazdan anlatinca anlayip hayran kalacagi incelikte benzetmelere ve alegorilere basvurmus, türk türkücülügünde yeni cigirlar acmis ve bu türküyü yazdiktan yaklasik 10 dakika sonra ayni ince iscilik ile türkünün kendisine atfedildigi hatunun aklini basindan almistir.

ilk etapta türkümüz henüz bıyıksız olan ozanimizin her öglen vakti dereye su almaya inen bir genc kizimizla karsilasip ona vurulmasiyla baslamaktadir. kizin kendisine fazla pas vermedigini farkeden ozan bunun imajindan kaynaklandigini düsünerek birkac aylik bakim ve özveriyle oldukca etkileyici kaytan biyiklar birakir. kizimiz bu biyiklardan oldukca etkilenerek arada bir ozanimizla dere basinda sohbet etmeye baslar. dilin ustaca kullanimi konusundaki -baska türkülerinde de karsilasacagimiz- üstün yetenegiyle kizimizi kendisine baglar. iste bu türkü tam da ozanimizin kizimizin kizligini elinden alacagi saatlerde yazilmistir. ozanimiz kizi gotureceginden o kadar emindir ki "ah su kaytan biyiklarimi yanaklarina bir sürsem" seklinde bir dilek kipi yerine "kaytan biyiklarimi önce kukuna mi sürsem memene mi" seklinde bir keyif kipi kullanmistir.

bunun yaninda normalde alakasiz seylerden bahsedilen ilk iki misrada da aslinda müstehcen anlamlar mevcuttur. ozanin, bizim ozanin kizi ilk ve hep gordugu yer olarak bildigimiz dere basina inme istegi olarak gordugumuz ilk iki dize aslinda kizimizin iki bacak arasinda bir dereye benzeyen -ayricana da ozanin kaytan biyiklarina bakmaktan afedersiniz sırılsıklam olmus- kukusuna atifta bulunmaktadir. sizin de gördügünüz gibi ozanimiz o donemlerin en önemli capkinlarindan ve cinsel otoritelerinden biridir. hepimiz kendisini ayakta alkisliyor, böyle bir ecdadin cocuklari oldugumuz icin kendimizle gurur duyuyoruz.