Cuma, Mart 13, 2009

temizlik imandandan

döndüm baktım gidişine

terliklerin kaldı evde

mikroplardan kurtuluş yok 

mutfak son deminde

her yer kir içinde

Salı, Mart 10, 2009

thin red line

thin red line'ı izlerken her köşesinden ünlü erkek oyuncu fırlaması durumu dikkatimi cezbetmişti. en dandik rollerde bile mutlaka yüzüne aşina olduğumuz bir adam oynuyordu. yıllar sonra üşenmedim oturup bu adamların bir listesini yaptım. ve hatta yine üşenmedim bu şekilde amele pazarı metoduyla oyuncu patlaması yapmak konusunda thin red line'ın eline su dökebilecek bir film var mı diye araştırmaya başladım. listemizin üçüncü sırasında yer alan filmimiz ocean's thirtheen: 

bu filmde çok sağlam bir brad pitt, george clooney, matt damon ve al pacino dörtlüsü bulunmakta. ufak rollerde de olsa vincent cassel ve andy garcia da bunları destekliyor. ne etti? altı. bunların yanında hadi don cheadle, casey affleck, ellen barkin ve -yok artık- oprah winfrey'i de ekleyelim. toplam 10'a ulaştık ve bunların ikisi de kadın. 

ikinci sıraya ise saving private ryan'ı koyabildim. hatırlarsanız bu filmde de süperli abilerimiz oynamıştı. you've got mail ve the polar express'in unutulmaz oyuncusu tom hanks, ekşın filmlerinin vazgeçilmez oyuncusu (black hawk down, heat) senede ortalama beş filmde oynayan tom sizemore, "görsen tanırsın" edward burns, esmer güzeli vin diesel, bence en iyi performansını my name is earl'de sergileyen giovanni ribisi, oynadığı roller değişse de bunları canlandırış şekli değişmeyen jeremy davies, ben affleck'in kankası matt damon, sonracıma paul giamatti, dennis farina ve john walters. görüldüğü üzere kadro nitelik ve nicelik olarak baya sağlam. süper meşhur ve oldukça meşhur oyunculardan oluşan 10 kişi çıkardık.

ilk bakışta saving private ryan'ı geçmek zor gibi görünse de thin red line'a gelince bir durmak gerekiyor. öncelikle hemen şu saniye 1. derece meşhur olarak niteleyeceğim adamlar var. 1 derece meşhuru "adını duyduğumuzda kim olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlayabildiğimiz ve en az 1-2 filmini söyleyebileceğimiz" kadar meşhur olarak tanımlamak istiyorum. thin red line'ın 1. derece meşhur adamları: adrien brody, george clooney, john cusack, woody harrelson, jared leto, sean penn ve john travolta. yani daha neredeyse ilk sınıfta geçiyor saving private ryan'ı. bitti mi? bitmedi.  

ardından 2. derece meşhurlar geliyor. bu adamlar da böyle "aa evet isim çok tanıdık ama kimdi ki o ya" derecesinde meşhur adamlar. gözümüzün önüne her zaman bir resim gelmeyebilir. yardımcı olması için 1-2 önemli filmlerini de ekliyorum yanlarına:

james caviezel (frequency'deki koca, the passion of the christ'ta filme adını veren oyuncu),

ben chaplin (genelde ortalama filmlerde oynamış, remains of the day, bir de linklater'ın son filminde var),

elias koteas (yılların elias koteas'ı işte, ilk gruba koyacaktım aslına da neyse, gattaca, zodiac, en son da the curious case of benjamin button'da oynadı),

tim blake nelson (the incredible hulk'taki samuel sterns, o brother where art thou'daki george clooney ve john turturro olmayan kardeş),

john c. reilly (magnolia'daki polis memuru, gangs of new york'da çetelerden birinin has adamı priest gibi bir şeydi galiba, ve hatta we're no angels'da robert de niro'yu usta belleyen saftirik papaz)

john savage (bu da 1. gruba girebilir, hair'de claude bukowski, the deer hunter'daki dörtlünün steven'ı, carnival'da henry scudder ve yüzlerce başka film)

nick stahl (carnivale'daki ben hawkins)

son olarak da 3. derece meşhurlarımız var. bunlar da "adı hiçbir şey hatırlatmıyor ama aa orda da varmış burda da varmış adamları":

kirk acevedo (band of brothers, oz, law & order, şimdi fringe'de oynuyor)

mark boone junior (wristcutters, batman begins'deki flass)

matt doran (matrix'deki mouse, chicken tastes like everything diyen)

görüldüğü gibi böylesine fantastik bir kadro ile thin red line aktör pazarı formatlı filmler listesinde -en azından şu an için zirvede oturuyor. yedi tane birinci, yedi tane ikinci ve üç tane üçüncü derece meşhur oyuncu ile toplam 17 rakamına ulaşmış.

peki ben böylesi zottirik bir araştırmayı neden yaptım? bilmiyorum, kısa bir süre için de olsa kendimi önemli bir iş yapıyormuş gibi hissettim sanırım. sağda solda "olm thin red line'ın kadrosunu aşacak film çekilmez bu alemde" şeklinde argümanlarla puan toplayabilirim bir de. 

Pazar, Mart 08, 2009

kadınlar günü

kadınlar günüm oldukça bereketli geçti. öğle saatlerinde kapıma (ve apartmandaki bütün kapılara) ismail ünal tarafından bir tarafı şeffaf folyo bir tarafı delikli çiçek kağıdından bir zarf içerisinde beyaz bir karanfil bırakılmış, çok duygulandım. akşamüstü ise tezgahını kurmak için oldukça iyi bir yer seçmiş olan sibel çarmıklı'nın amerikan usulü seçim kampanyası bürosunun önünden siyah plastik bir kap içerisinde çuha çiçeği aldım. kabın üzerindeki etiket tarafından kadınlar günüm kutlandı. ancak çiçekler çevredeki %90'ı erkek olan bir güruh tarafından 5'er 10'ar götürüldüğünden, bana tam açmamış ve biraz pörsümüş bir tanesi kaldı. 

bu iki belediye başkan adayının hareketleri de çok hoşuma gitti doğrusu. ayrımcılığa karşı, bütünleştirici bir yaklaşım. biri evde kimin yaşadığına bakmaksızın paspasın üzerine karanfil kondurmuş, diğeri kadınlar gününü hem de bir kadın aday olarak nasıl yararıma kullanırım mottosu ile kadınına erkeğine bakmaksızın çiçek dağıtıyor. 

o değil de seyfi soyukal ne yaptı acaba?

Salı, Şubat 17, 2009

şarkı içinde şarkı


bu haftaki şarkı içerisinde şarkı köşemizin ilk konuğu rachel's.
rachel's'ın gerçek anlamda ilk farkına varışım bir öğle uykusundan uyanış sırasında çalmakta olan promenade sayesinde olmuştu. dış seslerin uyanmaya yakın anlarda rüyalara nüfuz etmesi çok sık rastlanan bir durum aslında. rüyada çalan kapının aslında gerçekte çalıyor olması gibi mesela. ama kısa uykulara müzikle dalıp müzikle uyandığınızda arada gerçekten çok ilginç rüyalar görebiliyorsunuz. promenade'a da bu şekilde aşık olmuştum. uykudan uyanıp gözlerim açık tavana bakar, gerçek hayata adapte olmaya çalışırken.

neyse bu vesileyle rachel's'dan bahsettikten sonra şarkı içerisinde şarkı kısmına gelelim. klasik müzik etkilenimi oldukça yoğun süperli bir müzik yapan rachel's'ın systems/layers albümünde packet switching diye bir parça var. bir dakika dokuz saniyelik bu parçanın ortalarında bir yerlerde hatta tam olarak 24. saniyesinden 40. saniyesine kadar back to the future'un müziklerinden bir akor duyuyoruz. alan silvestri'ye bir saygı duruşu niteliğinde sanki.


ikinci ŞİŞ örneğimiz ise sagopa kajmer'den geliyor. hissedebildiğim kadarıyla sagopa'nın bir sürü şarkısında zaten başka şarkılarıdan/ filmlerden esinlenmeler var, ama k.i.t.s. albümünü dinlerken "düşersem yanarım" adlı parçaya gelince içim bir hoş oldu. şarkının başında çalan mandolin, amores perros, babel, 21 grams gibi filmlerin müziklerini yapan gustavo santoalla'nın yine süperli bir film müziği olan the motorcycle diaries'den geliyordu (tema para fernando). önce çok şaşırdım sonra da komiğime gitti bu durum. sagopa'yı gustavo santaolalla dinlerken getiremedim gözümün önüne. sonra bu çalıp çırpma işleri nasıl oluyor diye düşündüm. yani mesela sagopa bunun için adama bir para ödüyor mu ya da albümün içerisinde "gustavo abi'ye teşekkürler" falan mı yazıyor?



stephen malkmus baby c'mon'u söylemeden önce şimdi bestesi özdemir erdoğan'a güftesi bendenize ait rock'n'roll makamında bir parça seslendireceğim diyor mu?

Pazartesi, Şubat 09, 2009

beyin dediğin

claxton diyor ki:
beyin dediğin yeni bir problemle karşılaştığında, ona özel çözümler bulmak yerine eski/ alışılmış/ bilinen çözümleri tekrarlamak ve bunları probleme uydurmak eğilimindedir. bunu da Luchins'lerin deneyiyle örneklendiriyor. diyelim ki bir nehrin kenarındayız ve elimizde sırasıyla 17, 37 ve 6 litrelik bidonlar var. amacımız bu bidonları kullanarak 8 litre su elde etmek. biraz düşününce en büyük bidonda 8 litre su ile biten bir çözüme ulaşabiliyoruz. buna benzer olarak bu sefer 31, 61 ve 4 litrelik bidonlarla 22 ve 10, 39 ve 4 litrelik bidonlarla 21 litrelik sıvı miktarlarına ulaşmaya çalışalım. ilk problem için bulduğumuz yöntem bu iki problem için de işe yarıyor.
pekiii son olarak deniliyor ki, 23, 39 ve 3 litrelik bidonlardan 20 litre elde edin.
eğer burada düşünmeyi bıraktıysak ve demin bulduğumuz kuralı otomatik olarak uygularsak, yine çözüme ulaşırız, evet, ancak problemin aslında çok çok daha kolay bir çözümü olduğunu fark etmeyiz.

guy claxton; hare brain, tortoise mind

fil

ayazlı bir ayazağa gününde aynı işkenceyi çekmek üzere birbirimizi tanımazmışcasına yürürken ben seni tanıyorum cümlesi ile önce irkildiğim sonra haa evetlediğim, tasarım dünyasının yeni sosyoloğu olmaya aday epru insanının son derece verimsiz bir alan kullanımına sahip olsa da okuması keyif veren blogu, severek izlediklerim kısmına eklenmiş bulunmaktadır. kendisine hayırlı muvaffakiyetler diliyoruz.

muğlak ev yemekleri serisi no:2

bilmemne usulü makarna ve inegöl köfte:
kettle'da kaynattığımız bir litre kadar suyu, bu miktar bir suyu içine aldıktan sonra üzerinde biraz da yer kalacak kadar büyüklükte bir tencereye koyup, üzerine biraz yağ ve tuz ilave ediyoruz. bu besin dolu sıvının içerisine yemeğimizin asıl besin maddesi olan makarnaları (çapraz kesilmiş bambu saplarına benzeyen cinslerden, sanırım fusuli deniyor), makarnanın en üst seviyesi ile suyun yüzeyi arasında bir parmak kadar bir mesafe kalacak şekilde ekliyoruz. sudaki kırılmalardan falan dolayı bir parmaklık mesafeyi ayarlamayı beceremiyoruz ama olsun.
yukarıda bahsi geçen tencereyi -ve dolayısıyla içerisindeki karışımı- baya bir harlı ateşte pişirmeye başlıyoruz. amacımız makarnalar iğrenç derecede yumuşamadan tencerenin içindeki suyun önemli bir kısmını buharlaştırmak. kaynama esnasında suyun içerisine bir adet kafam kadar (bkz. kendi kafanız) sarımsak, çeşitli baharatlar ve 2 adet plastik ördek atıyoruz.
bu sırada daha önceden buzluktan çıkartıp buzlarını çözdürdüğümüz, kulak memesi kıvamına gelmiş inegöl köfteleri ızgara fırınımıza (bkz. muğlak ev yemekleri serisi no:1) diziyoruz. biraz daha iyi pişmeleri açısından bir adet çatalı yere paralel hale getirerek köftelerin üzerine bastırmak suretiyle köfteleri inceltiyoruz ve ızgara fırının kapağını kapatarak onları pişmeye bırakıyoruz.
köftelerimiz pişerken, kaynamakta olan makarnamıza baktığımızda, suyun büyük bir kısmının kendini çektiğini, kalan suyun sarımsak, baharatlar ve makarnanın tamamen kabuğunga olan ve artık kendini bayağı bir salmış olan vitamini ile zenginleştiğini, viskozitesi daha yüksek, bulanık ve çekici bir hal aldığını görüyoruz. su seviyesinin "hmm, evet, oldu sanki." seviyesine inmesiyle beraber tencerenin altını kapatıyor, makarnamızı bir kepçe yardımıyla, direk suyuyla muyuyla beraber çukurca bir tabağa alıyor, üzerine biraz beyaz peynir ufalıyor ve artık büyük bir ihtimalle pişmiş olan köftelerimizi de ayrı bir tabağa (tuz, kırmızı biber, kekik falan ekleyelim) koyarak afiyetle yiyoruz.

Pazartesi, Şubat 02, 2009

muğlak ev yemekleri serisi no:1

kaçkar pilav harçlı pilav:
bir bardak kadar bildiğimiz pirinci ılık suda bekletirken azıcık zeytinyağında yarım çay bardağı -1 de olur çok seviyorsak- arpa şehriyeyi kavuruyoruz. onlar hafif esmerleşmeye başladığında yarım paket kaçkar pilav harcı ve pirinci ilave edip azıcık daha kavuruyoruz. hah tamam dediğimizde iki bardağa yakın su ve yarım kesme şeker koyup kapağını kapatıp kısık ateşte pişmeye bırakıyoruz.

soslu ızgara fırında tavuk: tercihen kanat formundaki tavukları zeytinyağı, tuz, karabiber, kırmızı biber, sarımsak ve kekik karışımında iyice bir mıncıklıyoruz. bunu pilavın pişmesine yakın tercihen eski tip kapaklı ızgaramsı zımbırtının içerisinde pişireceğiz. ızgaranın altına alüminyum folyo serersek sonradan yağ temizleme derdi olmaz. piştikten sonra banıp yemek için bal hardal karışımı hazırlıyoruz. balı baştan az koyalım hardalla karıştırırken bir yandan tadıp, istediğimiz kıvamda ve tatta olmasını sağlayalım.

kırmızı soğanlı yeşil salata: kıvırcık salatayı iyice yıkadıktan sonra elimizle dürüp parça pinçik etmek suretiyle tasın içerisine doğruyoruz. ardından kırmızı soğanı ikiye bölünmüşünün üzerinden bir tur doğradıktan sonra elimizle bir süre mıncıklamak suretiyle azıcık öldürüyoruz. bunları kıvırcıkların üzerine ekledikten sonra keyfe göre zeytinyağı, limon, tuz, karabiber, kekik ve nane ilave ediyoruz.

o sırada büyük ihtimalle pişmiş olan pilavın altını kapatıp dinlenmeye bırakıyoruz. hepsi tamam olunca afiyetle yiyioruz. oley.

Salı, Ocak 20, 2009

sınav kaadı

sınav kağıtlarını okumak işte böyle bir şey:

it feels like listeninig to the same story for 130 times. but all of them from slightly to unrecognizablely distorted. and you have to correct every mistake. and as if it's not enough, the storytellers will come to you afterwards and ask what is wrong with their story and claim that their version is actually correct or at least more correct than how much you think it is.

not: sanırım ingilizce'de unrecognizablely gibi bir kelime yok. ama aslında olması lazım.

yaşasın!

emekli oluyorum.
bundan tam 7 yıl 6 ay 9 gün önce çalışmaya başlamışım.
her şey yolunda giderse 3 temmuz 2042 yılında emekli olucam. ilk aylığımla herkese benden bir uzay birası. ya da belki su sıkıntısı yüzünden viski biradan daha ucuz olur. ucuza kaçarım o zaman.