Salı, Şubat 27, 2007

anahtar kelimeler: almanca seni s*kerim ne demek

hollanda'da yaşayan bir arkadaşımız bu tümcenin almanca anlamını merak etmiş.
öncelikle şunu söylemek istiyorum ki ben s*kmenin türkçesi'ne de almancası'na da karşıyım.
eğer bu cümle kavgada başka birine söyleniyorsa daha anlamlı ve mantıklı kelimeler seçilebilir. mesela:
'ben seni çok pis döverim' -ich werde dich heftig verprügeln-
'ben senin ağzını burnunu kırarım' -ich werde deinen Mund und/oder deine Nase brechen-
'ben senin kelleni vücudundan ayırırım' -ich werde dein Kopf von deinem Körper trennen-

yok eğer karşı cinsle bir cinsi münasebete girileceğini ifade etmek amacıyla kullanılacaksa kadınların %99'unu bu eylemden soğutacak malum cümle yerine daha yumuşak, sevgi dolu, tahrik edici cümleler kurulabilir, yine örneklendirelim:

'ben seninle çok güzel sevişirim' -ich werde so schön mit dir kuscheln-
'ben senin ağzını burnunu öperim' -ich werde deinen Mund und/oder deine Nase küssen-
'ben senin külotunu vücudundan ayırırım' -ich werde dein Höschen von deinem Körper trennen-

Bu kadar yol göstermeden sonra hala yok ben illa seni s*kerim ne demek öğrenecem diyen varsa, aratsın başka yerden bulsun ben birşey demiyorum.

umre yapmayan kalmasın!

yurtdışı gezilerine temsilci seçmenin zorluklarını hepimiz biliyoruz, öyle değil mi? hepimiz hayatımızın bir döneminde genel başkanlık ya da başbakanlık yaptık muhakkak.
benel gaşkan/ başkakan olmanın en güzel yanlarından biri de diplomatik görüşme, ikili antlaşma, ticari ilişkilerin güzelleştirilmesi kisvesi altında adını bile duymadığımız ülkelere gitmek, hiç görmediğimiz şehirleri görmektir.

Ama tek başına da gidilmez bu şehirlere, insanın canı sıkılır, hem devlet o kadar para ayırmıştır, uçak vermiştir, boşa gitmesindir bu imkanlar. Bu sebeple parti başkanları -bunların görevi yanlış anlaşılmıştır, bir parti başkanını birincil görevi güzel partiler organize etmek insanları bir araya getirmektir-, başkakanlar yanlarına muhabbeti hoş, eğlenceli parti üyeleri seçerler. Eskiden daha kolay olan bu seçim işlemi villetmekili sayısının 540 gibi fantastik bir rakama çıkarılması ile zor bir hale gelmiştir. Hele bir de tek başınıza iktidarda iseniz, hangi bir villetmekilinizi seçeceğinizi şaşırırsınız. İşte böyle şaşkınlar için alternatif yöntemler öne sürmek boynumun borcudur. Akademik tanınma açısından bu yöntemin adına 'kaleye mum dikme' metodu adı veriyorum:

Yurtdışı gezilerine -adı gezi bir kere-, gidecek kişilerin yapılacak ziyaretlerin içeriği ile bir ilgisi olması gerekmediğini hepimiz zaten biliyoruz. Villetmekili olmak ve gidilecek ülkenin adını telaffuz edebilmek o geziye katılabilmek için yeter ve geçer koşullardır. Ve fakat bu iki koşulu sağlayan birden fazla kişi olabilir. Bu durumda yapılması gereken parti villetmekillerinin çıkarlarını ve ortalama refah ve kültür seviyelerini gözetmektir. Bir örnekle açıklayalım:

Ahmet bir partinin genel başkanı ve aynı zamanda başkakandır. hemen yarın 5. hep beraber hurma yiyelim zirvesi için cidde'ye gidecektir. Ancak hem yalnız başına gitmek istememekte, hem de suudi arabistan gibi çok sevilen, çok güzel otelleri olan bir ülkeye gitmeyi herkes istediğinden bir seçim sorunu yaşamaktadır. Olası bir çözüm adaylarla bir mülakat yapmaktır ancak bu çok zaman alacaktır ve Ahmet'in o kadar zamanı yoktur. İşte bu noktada Ahmet'in yapması gereken, o ülkeyi görmemiş, onun nimetlerinden faydalanmamış kişileri seçerek partisinin ortalama kültür ve deneyim düzeyini yükseltmektir.
Bunun için Ahmet seslice bağırır:

-Aranızda hurma yemeyen var mı?

Kırk elli beş kişi parmak kaldırır. Arada hurma yemiş olmasına rağmen parmak kaldıran Mehmet ve İzzet'i elemesine rağmen geride hala kırk elli üç aday vardır. Bunun üzerine şöyle der:

-Hurma yeeemek isteeeyen kaleeye mum diksiiiin!

Yerlerinden 123 flash gordon hızında fırlayan villetmekilleri Ahmet'in avuciçine -bu kale oluyor- parmak saplamak -mum dikmek- üzere plonjon yaparlar. Bu sayının fazla olması durumunda ilk mum diken otuz elli kişi arasında yapılacak çekiliş sonucu yirmi üç dört kişi Ahmet'le rüya gibi bir Cidde tatili kazanırlar.

Avuçiçini parmaklatmaktan hoşlanmayan genel şaşkınlar ve başkakanlar, bu yöntemi 'eliminatif anket metodu' ile değiştirebilirler. örneğin:

-daha önce hurma yememiş olan parmak kaldırsınn!

(56 kişi)

-hem hurma yememiş hem umre yapmamış olanlar?

(54 kişi)

-hurma yememiş, umre yapmamış, karısının başı örtülü olanlar?

(53 kişi)

-hurma yememiş, umre yapmamış, karısının başı örtülü, kendisi bıyıklı olanlar?

(52 kişi)

(Bu noktada ahmet bu işin bu şekilde sonsuza dek süreceğini farkeder, ve öss'de asıl farkı belirleyen o alengirli sorular gibi bir şart ekler)

-hurma yememiş, umre yapmamış, karısının başı örtülü, kendisi bıyıklı olup da amcaoğlunun üzerine yapılmış şirketi olmayanlar?

(5 kişi)

-gelin lan benle!

Pazartesi, Şubat 26, 2007

bülent erkoç

az önce adının ne olduğunu bilmediğim ancak a la turca star gibi birşey olduğundan şüphelendiğim yarışma programını izlerken aklıma geldi.

bu ülkede her gün, her hafta birçok transseksüel cinayeti işleniyor, transseksüeller polis de dahil olmak üzere birçok kesim tarafından eziliyor, hakarete ve haksızlığa uğruyorlar. ancak seslerini duyuramıyorlar ya da duyursalar da kaale alınmıyorlar.

peki türkiye'nin en büyük transseksüeli kim? bülent ersoy. o kadar sevilen, o kadar herkesin bağrına bastığı bir insan ki transseksüel olduğunun farkına bile varmıyoruz çoğu zaman, hatta erkekken çektiği filmleri bile yadırgamıyoruz. peki işbu bülent ersoy transseksüeller konusunda herhangi bir eylemde bulunuyor mu acaba? onlara yardım elini uzatıyor mu? ne bileyim bir vakıf kurup sivil toplum örgütleriyle dayanışmalarını sağlıyor mu? en azından bir basın toplantısı yapıp bu konuyu gündeme getiriyor mu?



istediği şarkıyı istediği makamda okumadı diye topuğundan vurulmasına rağmen vuran kişiyi affedebilecek büyüklüğü gösteren, aldığı vatandaşlık tekliflerini elinin tersiyle çevirerek türkiye'de bir şeyler yapmak için çabalayan bir insan, kendi gibi olan ama ondan çok daha zor şartlar altında yaşayan insanlara da sahip çıksa ne güzel olmaz mıydı?

not: ülkelere göre transseksüel sayısını veren bir kaynak var mı acaba?

sunum denemesi

flickr'daki fotoğrafları burada slideshow olarak göstermek adına umutlu bir girişim. hadi bakalım:

Pazar, Şubat 25, 2007

gerzek MSN

Dünyanın en rezil programlarından biri olduğunu düşündüğüm msn messenger, mesajı attıktan 135 saat sonra gelen gönderilemedi mesajı güzelliğinden sonra yepyeni ve beklenmedik süperli bir bug ile çıktı karşıma az önce.
bildiğiniz gibi kullanıcı adının altında kişisel mesaj yazılan bir kutucuk var. işte oraya birşeyler yazarken klavyedeki türkçe karakterlerden birine bastığımda program müthiş bir hızla kapatıveriyor kendini, ne bir hata mesajı, ne bir uyarı. tiksiniyorum bu programdan, herkes skype geçse de kurtulsak, ama zor görünüyor.

Pazartesi, Ocak 29, 2007

performancing

bir firefox uzantısı olarak performancing'i inceleyeceğiz bugün. Tarayıcıdan gerekli ayarları yaparak blogumuza yazabilmemizi sağlayan bu programcık, istenildiğinde firefox'un altında kocaman açılıyor, şu anda yazmakta olduğum post'u mesela, biraz sonra publish dememle sayfaya yollayacak.

Sadece blog yazmanın yanında sayfa takibi ve bookmark ayarlarını yapıyor, technorati taglerini ekliyor, trackback url'leri alıyor, istersek yazımızı del.icio.us sayfamıza da koyuyor. yapıyor da yapıyor. Daha herşeyini öğrenecek kadar kullanmadım ama güzel bir plug-in e benziyor. hadi bakalım.





Technorati Tags: , , , , ,

Salı, Ocak 23, 2007

don't mix your drinks

içkilerinizi karıştırmayın. içinde alkol var diye her gördüğünüz şişeye sarılmayın. her içkinin yeri var zamanı var. karıştırmayın içkileri, KARIŞTIRMAYIN!


elementarteilchen



agnes ve biraderleri adlı yanılmıyorsam geçen seneki istanbul film festivali'nde oynamış bir film vardı. işte o filmin yönetmeniyle aynı adı taşıyan yönetmenden -oscar röhler- agnes ile aynı konsepti taşıyan bir film daha elementarteilchen -yani bir elementary particles, bir temel taşlar bir mihenk-. ve fakat, nerede o agnes'deki sürükleyicilik nerede o derinlik. tamam dünyanın en güzel filmi değildi ama kendini daha başarısız bir şekilde tekrarlamaktan daha kötü bir şey yok herhalde.

ana karakterlerin hikayeleri çok ayrı gelişiyor bu filmde ve doğru dürüst de birleşmiyor. moritz'e çok odaklanılmış, kendisini diğer filmin neredeyse tıpkısının aynısı bir rolde görüyoruz. hikaye fazla narrative -ne diyem anlatılmış mı diyem- ve tahmin edilebilir değil ama nasıl diyeyim, beklenmedik değil. agnes gibi yükselerek bir tepe noktasına erişmek yerine hemen hemen aynı çizgi üzerinde ilerliyor, hikayenin kitlendiği bir nokta yok. moritz'le kardeşinin bağı, kardeşinin kızla yaşadıkları vs. hepsi çok havada kalıyor. Tempoda dengesizlikler var, bazen çok hızlı herşey, bazen çok yavaş. olmamış diyor ve on üzerinden 3 veriyorum.

Pazartesi, Ocak 22, 2007

ne me quitte pas



















bu şarkıyı nina simone kadar güzel söyleyen bir insan daha var mı bilemiyorum. insanın dış yüzeyindeki her noktadan eşit uzaklıktaki o en derin bir noktaya dokunuyor sanki.

jacques brel tabi esası ama yine de simone'nin verdiği hissi vermiyor bana.

bu arada bana kitap al'ı bambaşka bir yere koyuyorum tabi.

Perşembe, Ocak 18, 2007

anahtar kelimeler: özlü sözlü

şimdi canım arkadaşım,
özlü söz yazamıyorsan daha, nasıl aradığına ulaşıp da nasıl anlayacaksın o özlü sözü. neyse konu hakkında biraz bilgi verelim:

özlü söz dediğimiz sözler, ki buna halk arasında vecize de denmektedir, zamanının ünlü, akıllı, başarılı -ya da hepsi birden- insanlarının etmiş olduğu, çok uzun olmayan, akılda yer eden, ya bir durumu ya da olayı süperli bir şekilde özetleyen, ya gelecek hakkında ağızları açık bırakacak bir öngörüde bulunan (bu tip özlü sözler genelde sonradan meşhur olur), bir tartışmaya şakadanak noktayı koyan ya da hayatla ilgili vallahi de aklımızda olan çok önemli bilgiler veren sözlerdir.

eğer ortada harika bir özlü söz varsa ve fakat bunu kimin söylediği bilinmiyorsa ona özlü söz değil atasözü denir, atalarımızdan herhangi biri söylemiş olabilir. özlü sözler daha kalıplı, daha derin ve genelde daha uzunken, atasözleri daha kısa, daha vurucu ve bana kalırsa daha bir özlü olmasa da daha öze inmiş sözlerdir. daha günlük olaylar üzerine konuşurlar, terbiyesiz olma ihtimalleri de daha yüksektir.


özlü sözler tek başlarına veya atasözleriyle birleştirilerek genelde bir takım siyah ciltli kitaplarda toplanarak, türkçe dersinde sorulan abidik gubidik soruları cevaplarken bakılmak üzere ilkokul çocuklarının hizmetine sunulurlar. Ancak atasözleri genellikle deyimlerle arkadaşlık ettiklerinden atasözleri ve deyimlerin bir kitapta özlü sözlerin bambaşka bir kitapta toplandığı durumlar daha sık görülür. Atasözleri ve deyimler kimseye ait olmadığından durup durup bir kitapta toplamak daha kolaydır tabi. Özlü sözlerin işi zordur. Bir de çoğunlukla atasözleri ile karıştırılırlar. Bir özlü sözün kime ait olduğunu bilmeyen kişi atasözü deyip geçer, heder olur özlü söz. Bunun yanında söyleneni yanlış bilinen, aslında söylediği iddia edilen kişinin ağzından çıkmadığı halde o kişiye atfedilen özlü sözler mevcuttur. İşbu nedenle özlü söz söylerken dikkatli olmak gerekir.

bu noktada özlü sözlerle ilgili birkaç kaynak vermek gerekirse:
atasözleri ile karışık özlü sözler
gülüm.net'ten özlü sözler
benim sayfam'dan özlü ve güzel sözler
şiir perisinden özlü, anlamlı ve düşündüren sözler

pek kapsamlı yabancı özlü söz kaynağı
başka bir yabancı özlü söz musluğu

bilgisayar terimleri ile özlü söz üretme çabası
özlu söz söylemeye çalışırken saçmalamak
özlü söz
itu rektörünün kütüphanede sarfettiği özlü söz
özlü söz söyleme kaygısı
salak ama özlü söz barındıran reklamlar